Hafta içindeki Plzen zaferinin coşkusu ve liderin puan kaybı
tribünlerin dolmasını sağlamıştı. Bu sefer misafir taraftarlarca da doluydu. Maç,
yeşil beyazlı tribünlerin maytapları ve onlarca meşaleleriyle birlikte başladı.
Daha tribünlerdeki maytaplar susmadan ve ne olduğunu biz anlamadan bu sezon
görmeye alıştığımız senaryoyla başlamıştı maç ve Fener gene 1-0 mağluptu…
Fakat golün şoku hemen atlatılmış ve özellikle Emre’yle
birlikte topun hâkimiyeti ele alınmış ve ardı ardına pozisyonlar yakalanmaya
başlamıştı. Bu sezonun başarıyla bitmesi halinde belki de en önemli hamle Emre’nin
devre arası tekrar takıma kazandırılması olacaktır. Takımın gerçek bir beyni ve
lideri olarak görev yapıyor. Attığı gol sadece usta işi değil, hayranlık
duyulacak bir zekâ pırıltısıydı adeta. Golden sonra sakatlanıp çıkması klasik
bir Fenerbahçe talihsizliğiydi. Yerine Topal girdi girmesine ama kesinlikle
Topal’ın bir Emre olmadığını da bize net olarak gösterdi. Topal’ın hiçbir hücum
organizasyonun içinde olmadığı, olamayacağı net olarak anlaşıldı. Bu değişiklikte
benim gönlümden Salih geçiyordu ama olmadı tabi.
İlk yarı akılda kalan Kuyt’un direkten dönen topu, Sow’un
kaleciye nişanladığı top ve Bursa’nın 45 de yarattığı tehlikeler oldu.
Gökhan ve Webo’nun yokluğunda Semih ve Topuz’a görev
vermişti Kocaman. Topuz oynadığı bölgede Gökhan kadar etkili olamasa da yerini
yadırgamadan oynadı. Fena da değildi. En azından Orhan Şam’dan etkili
olacağında hem fikirdik hocayla. Semih ise beni kesinlikle hayal kırıklığına
uğrattı. Kendisinden beklenen Webo performansının dörtte birini sahaya
koyamadı. Aldığı bütün topları ezdi ve çok güçsüz gözüktü. İlk 11 çıkmasını ne
kadar doğru bulmuş olsam da ikinci yarının başında kenara alınmamasını da çok yadırgadım.

Gecenin Fenerbahçe adına kare ası ; Hasan Ali, Kuyt,Emre ve
Sow oldular. Fakat Kuyt için bir parantez açmak şart. Adam Duracell falan
değil, bildiğin enerji santrali. Hiç durmadan koşuyor. Saraçoğlu’nda çubuklu’nun
içinde böyle bir futbolcuyu izlemekten gurur duyuyorum.
Cristian ve Semih ise gecenin hayal kırıklığı yaşatan
oyuncularıydı… Aykut Kocaman’ın Cristian’ı nüfusuna kaydettirecek kadar çok
sevdiğine de olan inancım tamdır. Yoksa bu kadar tahammül inanılmaz. Başka
türlü açıklayamıyorum.

Fenerbahçe’yi bırak, belki de Türkiye’de bu kadar ağır bir
baskı altında Aykut Kocaman kadar takım yönetmiş hoca yoktur. Çok zor bir
dönemde ateşten gömlek giydi. Sadece takımını fırtınadan çıkartmayı değil, camiayı
da bütünleştirmeyi başardı 3 temmuz sürecinde. Şimdi artık biraz da iade-i
itibar zamanıdır hoca için.
Sonuç olarak Fenerbahçe sezonun boyu kısaldıkça futbolunu
büyütmeyi başarıyor. Bu disiplin, bu konsantrasyon bozulmazsa tahminlerin
ötesinde çok daha iyi bir son bekleyebilir bizleri…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Herkes'in fikri, yorumu değerlidir. Çekinmeyin görüşünüzü paylaşın. Küfretmenin ise ne yeri ne de zamanıdır :)