Volkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Volkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2013

Acı yoksa zafer de yok...



 Aykut Kocaman ve öğrencileri 106 yıllık kulüpte üstelik 3 Temmuz gibi ağır bir travmadan dirilip yeni bir tarih yazıyorlarsa tüm Fenerbahçe’lilerin de ayağa kalkıp sonuna kadar alkışlamaları lazım hocalarını…

Aykut Kocaman’ın oyuncu tercihleri, oyunu okuyup okumaması, yıldızları yönetemediği vs vs hepsi konuşuldu durdu sezon boyunca. Yetmedi hocayı istifaya sürükleyen binlercesi oldu Kadıköy’de. Yetmedi önce Aziz Başkan’ın sonra Aykut Hoca’nın gitmesi için Fenerbahçe’sinin yenilmesini isteyen tuhaf Fenerbahçeliler oldu…

Topuk Yaylası geliyor önce gözümün önüne. Selçuk Şahin’in akan gözyaşları ile boğazına düğümlenen sözcükleri… Silivri, Çağlayan günleri, Kadıköy Mitingi. Kadın ve Çocuklarla geçen o müthiş maçlar. Birer birer yuvadan kopan futbolcular. Para sayarken yakalandı diye atılabilecek en büyük çamurla kaçırdığımız müthiş ayaklar. Başkan’a yapılan hain muamelelerle geçen günler. Yönetim’in başkan çıkar çıkmaz ortadan kaybolması…

Hepsine direnen Kocaman bir adam… Teknik adamlığın çok ötesinde bu kulübe sahip çıkıp tüm camiayı 3 Temmuz’da ayakta tutmayı başaran bu adam, yeniden Fenerbahçe’yi 3 kulvarda yarışta tutan bu adam çoğunun beğenmeyip burun kıvırdığı oyun anlayışıyla sabırla oyuncularına öğrettiği bu anlayışla Avrupa’nın son dördüne kalmayı başardı…

Teşekkürler Aykut Hoca’m… Takımına bizden daha fazla inandığın ve oyuncularını da buna inandırdığın için ve bize bir Tarih’e tanıklık etme şansı verdiğin için…

Söylenecek çok şey var. Ama mutluluk bastırıyor kelimeleri.

Fenerbahçe dün Roma’nın büyülü stadında nasıl oynaması gerekiyorsa o denli kontrollü dinamik ve konsantre vaziyette oyuna çıktı. Bütün ilk 45’de oyunun hakimi Lazio gibi gözükse de pozisyon bulamayan Romalılar devamlı uzaktan şutlarla kaleyi denediler. İlk 45 hepimiz için rahat geçti.

Oyuncuların hepsinin gözünde biz bu maçı alacağız inancı gözüküyordu. Öyle ki, Volkan bile sezonu bu maçta açtı belki. O eski Volkan’ı bize izletti…

Roma’da evinde Lazio gibi takımdan gol yemek sürpriz değil, anlaşılabilirdi. Fakat istediği anda da golü bulmasını bildi Fenerbahçe. Üstelik çok adamlı tek paslı harika bir atak organizasyonu ile…

Artık söylenecek bir şey yok. Finali istiyoruz. Aykut Kocaman bize sabrı öğretti ve öğretmeye devam ediyor. Ve bu sabır Fenerbahçe’yi Final’e taşıyor…

Belki acı çekerek ulaşıyoruz ama olsun.
Acı yoksa zafer de yok…
https://twitter.com/ahmetceliksungu

9 Ağustos 2012

Kalite farkı ile kazandı




İlk Vaslui maçından hemen sonra Fenerbahçe’nin aslında hazırlık maçları oynamaya devam ettiğini söylemiş ve Temmuz Ağustos aylarında Avrupa maçları oynamak zordur demiştik. Romanya’da bunu bir kez daha teyit etme şansı bulduk.

Aykut Hoca 2’si bölgesiyle birlikte olmak üzere  tam 3 oyuncusunu değiştirerek başladı Romanya’da. Bu tercihlerin doğru olabileceğini ise süratli oyun ve topun sahibi olduğunu gördüğümüzde anladık.
İlk 10 dakika Caner, Alex,  Gökhan ve ona önde destek veren Kuyt’un hareketli oyunu golün habercisi oldu. Bu 10 dakika nefis paslaşmalarla rakibe gözdağı verildi. Golün sağ açıktan orta karşılığında bir sol kanat oyuncusundan gelmesi aslında Aykut Hoca’nın maçın başında kanatları etkili kullanma düşüncesinin de göstergesiydi. Bu görüntüyü 90 dakika birçok kez test ettik ve sağda Gökhan bize eski performanslarından bir ziyafet çekti ve 2 asistle geceye damgasını vurdu. 90 dakika oyundan düşmedi. Maçın birinci adamıydı…

Hasan Ali ise bu sefer daha etkili ve özgüvenli oynadı. Yine de ben daha da güçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Caner ise oyunda devamlı arayan adam rolünü üstlenerek cesaretle hücumu düşündü. Caner’in ruhunda daima hücum var. Savrukluğunu kontrol altına alıp konsantrasyonunu da kaybetmediği sürece çok şey kazandıracaktır Fenerbahçe’ye. 

Attığımız golün ardından defanstaki Bekir-Egemen uyumsuzluğundan çok çabuk golü yedik. Üstelik bu uyumsuzluk maçın tamamında karşımıza çıktı. Romenler sık sık ceza sahası içinde Volkan’la karşı karşıya pozisyonlar buldular. İşte tam bu anlarda Fenerbahçe’nin Volkan’ı çıktı sahneye. Gerek oyun içinde gerekse penaltı’da müthiş kurtarışlar yaparak hem oyunda hem de şampiyonlar Ligi arenasında tuttu Fenerbahçe’yi. Belki de maçın kırılma anıydı. Maçın ise ikinci adamıydı…

Fenerbahçe’nin zaafları ise yine orta alandaki kara delik olarak göze çarptı. Christian 2.maçında da yokları oynadı. 10 yıldır kim gelirse gelsin formayı birşekilde kapan Selçuk’la birlikte çok verimsiz ve etkisiz gözüküyorlar. Topu ileri taşıma konusunda yetersiz gözükmekle birlikte defansif açıdan birbirlerini tamamlayamadıklarını gördük. Fakat 3.golün harika bir Selçuk pasıyla gelmesi ise futbol’un adı konamayan enstantanelerindendi . Görüntü her maçtan sonra Emre’yi konuşmak zorunda kalacakmışız gibi devam ediyor. Emre’nin varlığı mı geçen sene Baroni’yi ışıldatıyordu bunu birkaç maç daha test edeceğiz elbet. Ama orta alandan top çıkmayıp paslar evelenip gevelendikçe Alex’in de verimi geriye gelip top alma çabası nedeniyle düşüyor. Alex’in gelip almasından ziyade o topu Alex’e iletebilecek bir oyun-oyuncu dengesi yakalamak gerekiyor orta alanda. 

Sezonun flaş transferi Kuyt ise müthiş bir zaman diliminde üst üste Fenerbahçe’yi rahatlatan ve maçı kopartan golleri atarken doğru yerde bulunma, etkili  vuruş özelliği, konsantrasyon ve soğukkanlılığıyla bize ne kadar faydalı olacağını gösterdi. Kuyt bu seneki Fenerbahçe’nin oyun içinde skora isyan edecek ismi olacağını lider özelliğiylede gösteriyor bize. Uzun zamandır, önde bu kadar baskı yapan bir forveti olmadı Fenerbahçe’nin. Kuyt çok koşuyor mücadele ediyor geriye gelip top çıkartıyor. Onu seyredince nereye koysan oynayabilecekmiş gibi bir görüntü sunuyor. Belki de Krasiç sağ tarafa geçip formda bir Sow önde oynarsa yeni Emre Kuyt bile olabilir bakarsınız... Maçın üçüncü adamıydı...

Fenerbahçe çok stresli bir maça çıktı. Stres faktörlerinin başında geçen sene hakkımızın yenmesinin yanında, bir önceki sene aşağılanarak elendiğimiz Young Boys ve Paok facialarının da etkisi vardı bu streste. Ama bu stresi geçip, işleri tekrar rayına oturtacak potansiyeli var Fenerbahçe’nin bunu biliyoruz... 

Avrupa yolun açık olsun Fenerbahçe’m...

https://twitter.com/ahmetceliksungu
 

20 Kasım 2011

Kriztian


4 Temmuz'da başlayan toplumsal Fenerbahçe linci'nin son halkasını geçen hafta Seyrantepe'de bir milli maçta yaşadıktan sonra, tekrar mabede, bağrımıza basmaya döndük çubuklu sevdalılarımızı...

Maçın başında, lüzumsuz bir protesto gösterisi sunmaya kalktı kale arkasındaki gönüldaşlar. Gereksiz bir “deplasmanıma dokunma” protestosuydu ki, şu anda Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu duruma uygun olmamakla birlikte zamansız bir tepkiydi bu. Hemde tribünleri boşaltmak gibi oyuncuların konsnatrasyonu bozma pahasına... Fakat aynı tribünün “1 Volkan'dır Fenerbahçe” pankartı ise çok anlamlıydı bizce...

Böyle başladı gece. Misafir takımın bandosu ayrı bir tat verirken tribünlere, Aziz Başkan'a ettikleri küfür ise, bandonun arkasına gizlenmiş çirkin yüzleriydi belki de ... Bel altı vurmak bu olsa gerek. Futbol erkek oyunu ise, mertçe oynamak lazım bu mereti, hem sahada hem de tribünlerde...
Alex'in maestroluğunda hızlı başladı oyuna Fenerbahçe. Bu maçta da 2 sakat bırakmıştı kenarda yine. Ziegler ve Yobo yoktu ama Alex 2 maç oynamayarak ve Milli maç arası oldukça dinlenmişti. Boral, ilk kez 11'deyken, nöbetçi'nin ise nöbeti vardı kulübede...

İlk ataklar Fenerbahçe'den geldi. Bienvenu'nun Kadıköy'e alışması adına güzel bir gol vuruşu oldu kafası. Ama golden daha rahat bir pozisyonu dışarıya yollaması içine Guiza kaçmış gibiydi Allah korusun. Gösterttiği kırmızı kart iyiydi ama Fenerbahçe'nin hâlâ bir Niang'ı, bir Emenike'si veya rakiplerindeki gibi bir Baros'u, Elmander'i veya Almeida'sı yok...

20.dakikada iş farka gidecek ve biz bu sefer maçın sonunu rahat rahat izleyeceğiz diye düşünürken, ilk yarı bozuk para harcar gibi harcadı oyuncular pozisyonları. Dakikalar ilerleyip, Fenerbahçe atamadıkça Es-Es'lerin direnci artmaya bizimkilerin temposu düşmeye başladı. Kenarda Aykut Hoca'da derman olamayınca Es-Es'ler yüklenmeye başladılar. Özellikle 60.dakikadan sonrası kâbus'a döndü. Sivas'ta kabul edilebilir bir kötü oyun vardı tamam ama bu sefer ilk defa Fenerbahçe orta sahasını bu kadar buyurgan izledik. Özellikle Emre ile Gökhan'ın tartışmasından sonra gerilen sinirlerin maçın önüne geçmeye ve işlerin kötüleşmeye başladığını gördük. Bu dakikalarda Aykut Hoca'nın kenardan oyunun kontrolünü eline almasını oyuncularını sakinleştirmesini beklerdik.

Fenerbahçe'de Christian diye bir oyuncu var. Gittikçe “Kriz-tian” olmaya başladı. 2 yıldır bu oyuncuyu eleştirip duruyorum. Kocaman'ın kontenjanındanmıdır, Alex'in kankalığındanmıdır nedir bilmem ama bu kadar vurdumduymazlık olamaz. Sezon başı biraz kıpırdadı diye beğenmeye başlayanlar var ama 3 yıldır 5.nci viteste oynayan Gökhan sakatlanıp 2 kez tekledi diye vurup duruyoruz. Bu ne yaman çelişki ? Yürüyerek oynaması bir yana, 10 kişi kalmış rakibine bile atağa kalkma zahmetini göstermiyor. Emre'yle birlikte çok fazla arkaya yaslanıyorlar. Bu da Fenerbahçe'nin hücum gücünü çok düşürdüğü gibi, hızlı çıkmasını da engelliyor. 60-70'ten sonra zaten, Gökhan-Topuz ikilisi yavaşlamaya başlıyor, Alex presi koymuyor böylece rakip çok rahat geliyor. Hele 70'ten sonra Fenerbahçe'mi 10 kişiydi Eskişehir'mi bilemedik...

Solda, Uğur Boral maçtan çok kopuktu ama Boral'ın çıkması Caner'in yerini kıpırdatıyor. Aykut Hocam ne olur Caner'in yeriyle oynama. Orta sahanın en çalışkan en dinamik adamını geriye alınca önünede mücadele etmeyen Stoch'u verdikten sonra Es-Es topyekün bizim kaleye gelmeye başlamış oldu...

Yobo bugün yoktu ama Bekir, herhalde geldiğinden beridir en iyi oyununu oynadı Bilica ile. Bilica bile ilk defa derli topluydu bugün. Maçtan sonra bir dostum aradı; “abi biz Sezer, Orhan, Serdar diye oyuncular almamışmıydık, nerde bunlar diye sordu” sahi nerdeydi bunlar ? Sakatlar, cezalılar, formsuzlar derken çok daraldı kadro. Yük aynı oyunculara çok binmeye başladı.

Maç sonu kaçmakta olan 3 puanı ise 90'da Volkan'ın ellerine tutundu...