Kuyt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuyt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2013

Fenerbahçe antrenör takımı olma yolunda




Hafta içindeki Plzen zaferinin coşkusu ve liderin puan kaybı tribünlerin dolmasını sağlamıştı. Bu sefer misafir taraftarlarca da doluydu. Maç, yeşil beyazlı tribünlerin maytapları ve onlarca meşaleleriyle birlikte başladı. Daha tribünlerdeki maytaplar susmadan ve ne olduğunu biz anlamadan bu sezon görmeye alıştığımız senaryoyla başlamıştı maç ve Fener gene 1-0 mağluptu…

Fakat golün şoku hemen atlatılmış ve özellikle Emre’yle birlikte topun hâkimiyeti ele alınmış ve ardı ardına pozisyonlar yakalanmaya başlamıştı. Bu sezonun başarıyla bitmesi halinde belki de en önemli hamle Emre’nin devre arası tekrar takıma kazandırılması olacaktır. Takımın gerçek bir beyni ve lideri olarak görev yapıyor. Attığı gol sadece usta işi değil, hayranlık duyulacak bir zekâ pırıltısıydı adeta. Golden sonra sakatlanıp çıkması klasik bir Fenerbahçe talihsizliğiydi. Yerine Topal girdi girmesine ama kesinlikle Topal’ın bir Emre olmadığını da bize net olarak gösterdi. Topal’ın hiçbir hücum organizasyonun içinde olmadığı, olamayacağı net olarak anlaşıldı. Bu değişiklikte benim gönlümden Salih geçiyordu ama olmadı tabi.

İlk yarı akılda kalan Kuyt’un direkten dönen topu, Sow’un kaleciye nişanladığı top ve Bursa’nın 45 de yarattığı tehlikeler oldu.

Gökhan ve Webo’nun yokluğunda Semih ve Topuz’a görev vermişti Kocaman. Topuz oynadığı bölgede Gökhan kadar etkili olamasa da yerini yadırgamadan oynadı. Fena da değildi. En azından Orhan Şam’dan etkili olacağında hem fikirdik hocayla. Semih ise beni kesinlikle hayal kırıklığına uğrattı. Kendisinden beklenen Webo performansının dörtte birini sahaya koyamadı. Aldığı bütün topları ezdi ve çok güçsüz gözüktü. İlk 11 çıkmasını ne kadar doğru bulmuş olsam da ikinci yarının başında kenara alınmamasını da çok yadırgadım.

Fenerbahçe 3 gün önce Plzen deplasmanından dönmesine rağmen sezon içindeki en çok koştuğu maçını oynadı. Bunda şüphesiz Kuyt’ın bitmek tükenmek bilmeyen enerjisinin yanı sıra, geldiğinden beri en efektif oyununu oynayan Meireles’in ve sol kanatta Fenerbahçe’nin yeni Gökhan Gönül’ü dediğim Hasan Ali’nin emekleri vardı. İleride Sow’un hareketli oyununa ise hiçbir Bursalının çare bulamadığının altını çizmek gerek.

Gecenin Fenerbahçe adına kare ası ; Hasan Ali, Kuyt,Emre ve Sow oldular. Fakat Kuyt için bir parantez açmak şart. Adam Duracell falan değil, bildiğin enerji santrali. Hiç durmadan koşuyor. Saraçoğlu’nda çubuklu’nun içinde böyle bir futbolcuyu izlemekten gurur duyuyorum.

Cristian ve Semih ise gecenin hayal kırıklığı yaşatan oyuncularıydı… Aykut Kocaman’ın Cristian’ı nüfusuna kaydettirecek kadar çok sevdiğine de olan inancım tamdır. Yoksa bu kadar tahammül inanılmaz. Başka türlü açıklayamıyorum.

Fenerbahçe sezon başı Aykut Kocaman’ın sözünü ettiği antrenör takımı olma yolunda hızla ilerliyor. Son haftalara baktığımızda tartışmasız Türkiye’nin en iyi ve en uyumlu top oynayan takımı görüntüsünde.   Bunda sezon arasında yapılan transferlerin de payı çok kuşkusuz. Bu transferlerin takıma katkısı ise inanılmaz. Devre arası transferlerinde bu kadar uyum ve sonuç almak hiç kolay değildir.

Fenerbahçe’yi bırak, belki de Türkiye’de bu kadar ağır bir baskı altında Aykut Kocaman kadar takım yönetmiş hoca yoktur. Çok zor bir dönemde ateşten gömlek giydi. Sadece takımını fırtınadan çıkartmayı değil, camiayı da bütünleştirmeyi başardı 3 temmuz sürecinde. Şimdi artık biraz da iade-i itibar zamanıdır hoca için.

Sonuç olarak Fenerbahçe sezonun boyu kısaldıkça futbolunu büyütmeyi başarıyor. Bu disiplin, bu konsantrasyon bozulmazsa tahminlerin ötesinde çok daha iyi bir son bekleyebilir bizleri…



17 Şubat 2013

Fenerbahçe ritmini ve havasını buluyor




3 gün önce eksi 5 derecede 10 kişi ile 90 dakika mücadele edip böylesi bir deplasmanda 90 dakikayı gol yemeden ve bu kadar diri bitirmesi galibiyet kadar önemliydi Fenerbahçe için. Bu sezon ilk defa üst üste 3 maçı gol yemeden tamamladılar.

Sezonun ikinci yarısına önde Sow - Webo ikilisinin yanına çift ciğerli dinamik Hollandalı ile başlanınca ve arkada Emre yeniden takıma hayat verince, yavaş yavaş ritmini ve temposunu bulmaya başladı Fenerbahçe.
3 hafta önce bu kritik ve zorlu deplasmanlarda bu kadar rahat oynanacağını kimse düşünmezdi. Ama Mersin Bate ve Trabzondan 7 puan ve avantajla dönmek başarılı bir sonuç. Fakat sonuçtan daha ziyade görülüyor ki, Fenerbahçe takım olma yolunda her hafta üstüne koyuyor. Perşembe günü o kadar güç sarf edip bu gece tekrar yüksek top yüzdesiyle oynayıp dar alanda bu kadar kısa paslaşmalar yapmak hiç kolay değildi… Burada altı çizilecek adam başta Emre Belözoğlu. İspanya’dan sonra sanki daha da rahatlamış. Hem fiziken hem mental olarak maçtan hiç kopmuyor. Bu gece Fenerbahçe maçı 500 pasla bitirdiyse neredeyse 200 tanesi onun ayağından geliverdi. Orta alanda ona eşlik eden diğer isim ise geldiğinden beri en verimli maçını oynayan Mehmet Topal oldu maçta. Bu akşam gerçekten örümcek adam rolündeydi. Yetişemediğine de ağını atıverdi durdu.

Aslında maça Trabzon arkasındaki seyirci desteğiyle hızlı başlamıştı ama genelde Fenerbahçe’nin başına gelen talihsiz gol yeme hastalığı bu sefer Trabzonspor’a geçmişti. Keza 2.gol de, Trabzon’un gol mü değil mi tartışmaları yapılan vuruşu da hepsi Trabzonspor’un talihsizlikleriydi. Bu kadar talihsizliğin aynı anda Fenerbahçe maçına denk gelmesinin de bir ilahi açıklaması vardır elbet. 1,5 yıldır futboldan daha çok Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’nin müzesindeki kupa’ya takanlar için normal sayılması gereken bir sonuç olmalı bence. Bu kadar Fenerbahçe’linin ahını almış olmak kolay değil.

Fenerbahçe’de öne çıkan isimleri sayarken Emre ve Topal’dan sonra kesinlikle Kuyt ve Gökhan’ı da eklemek gerekir. Kuyt uzun zamandır üzerine yapışan durgunluktan formsuzluktan kurtulmuş gibiydi bugün. Gökhan ise en rahat maçlarından birini oynadı. Sağ taraftan devamlı geldi. Attığı gol ise klâsına çok yakıştı. Cristian ise yine attığı gol ve Gökhan’a asisti ile bir 10 maç falan yerini garantiledi…

Sonuç olarak Fenerbahçe yine Avni Aker’den taş yiyip gol atarak ayrıldı ve şampiyonluk yarışına devam mesajı verdi. 

Şimdi Perşembe gecesi Avrupa’ya devam deme sırasında…

https://twitter.com/ahmetceliksungu

25 Kasım 2012

Statik Futboldan Dinamik Futbola geçince fark geldi.




Gecenin ilk dikkat çekeni sarı lacivertli tribünlerdi kuşkusuz. Tribünlere bakınca taraftarın Fenerbahçe’sine özlemi açıkça gözüküyordu. Okul Açığın başı çektiği tribünlerin coşkusu Fener’linin biber gazıyla imtihanından sonra ıstırapla geçen 6 ay sonunda tavana vurmuştu. Krizlerden çıkıp yavaş yavaş güzel futbolun konuşulacağı günlere dönmek istiyordu herkes. Tabi buna izin verirlerse…

Bugün de Yunus Yıldırım; önce Fırat Aydınus, sonra PFDK ve Tahkim’den almıştı sanki bayrağı. Fenerbahçeli futbolcular ve tribünler çığırından çıkmak üzereydi ki,  Sow’un müthiş golü geldi. Müthiş diyorum çünkü sadece ayağının dışıyla vurması değil, içinde dâhiyane bir zekâ barındırmasıyla sadece Sow’un atabileceği bir goldü. Sow demişken dilimizi ısırıp maşallah demeyi ihmal etmiyoruz. Yarım pozisyonlardan 1 tam gol çıkartmayı başaran adamdır Musa. Ah o röveşatası da gol olsaydı keşke… Kaçırdığı golden sonra taraftarın onu bağrına basışı ise görülmeye değerdi…

Bu sefer farklı bir ilk 45 izledik. Daha çok ilk yarı oynayan,  ikinci yarı kabuğuna çekilen Fenerbahçe’ye alışıktık. Bu sefer, rakibini çok geride karşılayan bir türlü ileride basamayan bir takım vardı ilk 45’te.  Devre arasında tribünler;  bir türlü önde topa basamayan Christian’a ve Stoch’a kesmişlerdi faturayı. Ancak aynı tribünler Christian’ın bölgesini kaybettiği için ve asıl yerinin orası olmadığı için oynayamadığında da hem fikirdiler.

Soyunma odasında Kocaman’da bu fikirde olacak ki, Christian’ı daha geriye alıp Meireles’i ileri atıverdi. Burada daha derli topluydu Baroni. Ama oyuna Sezer’i aldıktan sonra bir vites daha yükseltmiş oldu Fenerbahçe. Böylece Sezer ön tarafa ve Baroni Meireles’de arkaya geçmiş oldular… Artık topun hâkimi de direksiyonun başına geçen de Fenerbahçe olmuştu. Coşkuyla top yapmaya ve çok daha süratle ileri çıkmaya başladılar. Goller de ardı ardına geldi.

Gecenin adamı ise kesinlikle Kuyt’tı. Sezon başındaki formundan daha da ileride artık. Sahada herhalde basılmadık yer bırakmadı. Enerjisi hiç bitmediği gibi, her zaman top almaya geldi. Oyundan hiç düşmedi, arkadaşlarını devamlı itekleyen adam oldu. Müthiş oyununu 1 asist 1 golle süslemesi ise ona çok yakıştı.

Bir parantez’de Hasan Ali’ye; gelişimi her geçen gün daha net gözüken bir oyuncu oluyor. Üst üste çok fazla maç oynuyor ama performansı artmaya devam ediyor. Bu maçta harika bindirmeler yaptı. Gökhan kadar mücadelesini de arttırdığında hem çubuklu, hem de milli forma hep onun olacaktır.

Sonuç olarak; içinde Avrupa macerası da olan zorlu bir haftayı mutlu kapatıyor Fenerbahçe ve ona gönül verenler. Üstelik iyi oyun da çıkıyor artık. Şimdi sıra bu iyi oyunun dakikalarını arttırmaya geliyor…




9 Kasım 2012

Yeni bir seri başlayacak mı ?



Haftalar sonra nihayet Mabed’e geri döndük. Ligler başlayalı 10 hafta olmuş, herkes birbirine en son ne zaman maça geldik, kaç kere geldik gibi sorular soruyordu. Özlemiştik çubukluyu, mabedi ve doya doya galibiyetleri. Hüzünlü maçları geride bırakmak istiyorduk bu gece… Rakip buna uygun Rum Kesimi takımıydı. Sakatların geri dönmesiyle birlikte tribünlerin de içi biraz daha rahattı. Nitekim 90 dakika boyunca savunmada Yobo, orta alanda Topal ve Meireles ikilisi bu takımın omurgaları olma yolunda en önemli ismler olduklarını gösterdiler. Yobo yanına gelince, Bekir’in de defoları pek gözükmedi. Oysa Bekir-Serdar ikilisi ne kadar tehlikeliler Fenerbahçe aleyhine.

Oyun Fenerbahçe adına erken gelen bir golle başlayınca çok sıkışmadan rahatça kazanacağımızı ve hatta farka gideceğimizi düşündük. Saha içinde rakibinin birkaç klasman aşağıda olduğu çok net gözüküyordu. Fakat yine de özellikle ilk yarıda çok etkili bir oyun sergilediğimizi söyleyemem. İlk yarı 2-0 Fenerbahçe lehine olmasına rağmen rakibini geride karşılayan onun üstüne gitmeyi sevmeyen ve durarak paslaşmayı tercih edip rakibin hatasını arayıp bulmaya çalışan anlayışı tribünleri biraz mutsuz kılıyor. Orta alanda gösterişsiz ama yaratıcılıktan da uzak oyun anlayışı, topu oyuna hızlı sokamama ve çok adamla çoğalamama nedeniyle tribünlerin çok sabırlı olmasını gerektiriyor ki bu kelimenin Fenerbahçe taraftarı için pek de bir anlamı yok.
Tabi bana göre Fenerbahçe’nin ve Aykut Kocaman’ın içinden geçtiği sürece göre şu anda güzel oyundan ziyade “kazan ama nasıl kazanırsan kazan” felsefesi hakim olduğundan pek oyunla ilgilenmenin sırası değilmiş gibi geliyor.  Çünkü bildiğim; Futbolcuların ve Kocaman’ın özgüven ve dedikoduların bitmesi için üst üste kazanmaya ihtiyaçları olduğudur…

Gecenin adamı kimdi diye soracaksanız kesinlikle Sow’du. Sow her geçen gün daha da güçleniyor güçlendikçe her maç futbol zekâsı daha da ortaya çıkıyor. Vuruşlardaki tekniği, pozisyonlara göre yüksek gol yüzdesi ve oyun içinde yaptığı boş alan koşuları ile her maç fark yaratıyor… Çok arzulu ve coşkulu oynuyor… Stoperlerle boğuşuyor bugün rakibini attırmayı bizzat kendisi becerdi. En büyük üzüntüm Sow’un bu kadar yüksek performansta oynadığı maçlarda onu çok az pozisyona sokuyor olmak…

Beğenmediklerim ise; Christian ve Stoch. Bence yine vasatın altındaydılar. Christian’ın hep kaçak ve saklanarak oynadığını düşünüyorum. Stoch ise aklındaki gol atma sevdasını takıma nasıl daha faydalı olurumla değiştirirse çok verimli olacak bir oyuncu.

Gelelim tribünlere… Yer yer nedense boşluklar olsa da, formdaydılar bu gece. Özellikle ben diyeyim okul açık siz anlayın Telekom Tribünü… Tribünlerin lideri ve coşkunun bir numaralı aktörüydüler.  Meşale şov’una saha kapatma cezası almayacaksak, coşku anlamında bende bir şey demiyorum. Ara sıra böyle dellenmekte fayda var. Lakin ben hâlâ tribünleri o eski havasını bulamadığına inanıyorum…

Sonuç olarak Mabed’e kavuştuk. Umarım bir de özlediğimiz o Fener’e kavuşuruz…

21 Ağustos 2012

Kadıköy'de yine bir final bekliyor Fenerbahçe'yi




2 Temmuz 2011’de hak ettiği Şampiyonlar Ligi’ne 1 yıl aradan sonra girip normalleşme sürecini başlatabilmek adına Moskova’da farklı bir kadro ile çıktı sahaya Kocaman. Tartışılan Alex’i bu sefer kenara koymuştu ama Santrafor Sow’u sola, sağ açık Kuyt’u  forvet’e  Christian’ı da Alex  yapmak gibi rotasyonun da rotasyonuna gitmişti bu sefer… Yobo ile Gökhan ise çok şükür kadrodaki yerini almıştı. Bu rotasyon ilk yarıda hiçte alışık olmadığımız şekilde baskı yapan, koşan, mücadele eden ve rakip sahada basan bir Fenerbahçe izlettirmişti bize. Cılız da olsa pozisyonda bulmuştuk. Dolayısıyla ilk yarı açısından taktiği tutmuştu Hoca’nın.

Moskova süratli çıkabilen ve Fenerbahçe’nin daha fazla dikine pas yapabilen bir şablonu var. Forvetlerinde ise içimizde uhde kalan Türk Medyasının elbirliğiyle ve 3 Temmuz linçiyle kaçırttığı Emenike var. Bu süratli takımın gol bulacağı maçtan önce de, maç sırasında da aşikârdı. Öyleyse en azından ilk yarı sonucundan sonra ikinci yarının başında hocanın indirici darbeyi vurmasını bekledik. Gönlümden geçen Moskova’yı iyi bilen ve o havayı Moskova derbilerinde koklamış Caner’i sola Krasiç’i de sağ tarafa atıp Topuz’u merkeze alarak Selçuk’un alanını kapatan ve üst üste bu dördüncü maçında da verimsiz oynayan Topal’ın yerine oyuna müdahalesini bekledik... Olmadı. Tüm bunların üstüne Hasan Ali’nin kötü kademesi Egemen’in ağırlığıyla Emenike çok güzel bir gol buldu. Bu gol’ü para sayarken yakalandığını iddia eden, kemik yaşını  falan sorgulayan Türk Spor Medyasına ithaf edelim ki daha da anlamlı olsun… O Emenike oyuncu değişikliğinde Aykut Kocaman’ın elini öpüp kenara gelirken umarım o medyaya da adamlık dersi vermiştir…

Gol’ün ardından da kenardan bir değişiklik gelmedi ama Selçuk’un uzun ve görerek çıkardığı pas’da Sow müthiş bir gol pası verdi Kuyt’a. Kuyt yılın transferi olmaya namzet görüntüsünü bu maçta da devam ettirerek filelerle buluşturdu topu.  Şüphesiz Fenerbahçe’nin isyanı bu sene Kuyt’tur. Allah nazardan saklasın… Burada bir parantezde Selçuk için açmak lazım. Yanındaki Topal’a ve önünde oynayan Christian’a bakınca Selçuk’tan formayı almanın kolay olmadığını düşünüyorum. Selçuk bu özverisiyle bu mücadelesiyle hata da yapacaktır ama kim gelirse gelsin formayı da her zaman kapabilecek bir oyuncudur… Topal maalesef bu maçı da boşa harcadı. Christian için söylediğim onu Emre ön plana çıkartıyormuş söylemimi tekrarlıyorum. Bu formsuzluğuyla formayı nasıl her maçta kapıyor anlamıyorum… Hocayla arasında nasıl bir bağ var anlamıyorum. Sonuçta hangi şablonla çıkarsa çıksın bu form düzeyleriyle Topal, Selçuk, Christian olmuyor olmuyor olmuyor…



Defans bloğunda ise Yobo’nun o dörtlüye girmesi sigorta görevi gördü  ve yine hatasız oynadı. Ancak Hasan Ali’nin bırakın Şampiyonlar Ligi’ni Türkiye Ligi için bile zayıf halka olarak kaldığını söylemeden geçemeyeceğim. Sahi bir Özgür Çek vardı ne oldu? Carlos, Santos, Ziegler’den sonra sol taraf gittikçe güç kaybediyor…

Yine de sonuç olarak Fenerbahçe, yeni sezonda ilk kez bu kadar diri ve mücadeleci bir görüntü sundu. Bu alkışlanacak mücadele ve oyundan düşmeyen tempo bize ikinci maç için umut verdi.  Ancak rakibin hızlı ve dikine oyunu Kadıköy’de de gol bulduracaktır. Öyleyse burada mutlaka rakibi domine edebilecek ve hücumu düşünecek bir kadro yapısıyla sahaya çıkmalıyız. 

Son olarak bu kadro yapısının Şampiyonlar Ligi düşünülerek oluşturulmadığına olan inancım da artmaya başladı… Takım haftaya Şampiyonlar Ligine kalırsa transfer yapılacağına inanıyorum.  

Fenerbahçe bu takımı eleyebilir. Haftaya maçı kazanabilecek alan hücum hattı değil savunma hattı olacaktır. Rövanşta defansa ve taraftara düşen iş ise çok olacaktır. 
Kadıköy’de yine bir final bekliyor Fenerbahçe’yi…


19 Ağustos 2012

Ayaklar İzmir'de, Akıllar Moskova'da




Geçen seneyi yarım puan farkla ikinci olarak kapatan Fenerbahçe, yapılan transferler ve giden oyunculardan sonra kadroyu oturtabilmek adına maçlar oynamaya devam ediyor. Normalde bu amaca uygun maçların isimleri hazırlık maçı olması gerekirdi ama Temmuz’da resmi maç oynamaya başlayınca bu hazırlıkları da resmi maçlarda yapmak zorunda kalıyorsunuz…

Yine farklı bir 11 ve anlayışla çıktı sahaya Kocaman. Oynadığı 4 resmi maça da bakarsanız hâlâ arayış içinde olduğunu da net bir şekilde görebilirsiniz. Ama her maçta yavaş yavaş ben ıskartayım diyen isimler ortaya çıkmaya başlıyor. Mesela Bekir. Geçen sene yukarda bitirdiği performansını nedense ısrarla her hafta geriye doğru  götürüyor. Sağ tarafta Orhan Şam; o da Gökhan’ı zorlayabileceğine hiç inanmıyor olsa gerek ki, ondan aldığı formada bir kere olsun iz bırakamıyor… Mehmet Topal; Türkiye’den La Liga’ya transfer olmayı başarmış 2-3 yetenekten biriyken Türkiye’de bir anda Emre ile kıyaslanmaya başlayıp, bir de üstüne Fenerbahçe’de forma giymenin zorluğuyla karşılaşınca şaşkına döndü. Zaman’a ihtiyacı olduğu çok açık…

Bu isimlere etkisiz bir Stoch ve Alex’de eklenince yine çöpe giden bir ilk 45 seyrettik Fenerbahçe’den. Görüntüler bilindikti. Bu sefer önde baskı yapan rakip de yoktu ama yine Fenerbahçe savunmadan top yapıp çıkartamıyordu. Ön tarafta o kadar etkili isimler olsa da, bu ayaklara bir türlü topu taşıyacak isimler yok geride. Ve hızlı çıkamamak yine en temel sorunu Fenerbahçe’nin… 

Golü yedikten sonra Topuz’un sağ beke, Christian’ın da Topal’ın yerine oyuna girmesi biraz daha canlandırdı Fenerbahçe’yi.

Gol pozisyonu enterasandı ve yine tartışmanın içine attı Fenerbahçe’yi. Benim şahsi kanaatim fair play adına Topuz’un topu taça atması gerektiğiydi. Ama takımının 1-0 geride olmasının da kararında etkili olduğu açık. Topu atmaması eleştirilmemeli, sahada hakem var ve isterse oyunu durdurabilir… Gol’un yine Kuyt ile gelmesi ise tam derslikti. Kuyt’u nereye koyarsanız koyun 90 dakika hep maçı yaşayan ve devamlı topun peşinde koaşan bir görüntüsü var. Oyundan hiç kopmuyor ve müthiş yüreğiyle mücadele ediyor ve ayakta tutuyor Fenerbahçe’yi. Kuyt idmanlarda ders olarak izlettirilmeli. Bu sene Fenerbahçe’nin cesur yüreğidir Kuyt.

İkinci yarı Kocaman Krasiç’i de oyuna sürünce forvet hattı kağıt üstünde müthiş bir görüntüye büründü. Üst üste ataklar geliştirmeye çalışıldı ama son hareket bir türlü efektif olmadı. Bu aşamada Krasiç’in çok zor 2 pozisyonda içeriye müthiş kesmesine kimsenin vuramaması büyük talihsizlikti. Krasiç’e arkadaşları biran önce alışmaları gerek. Bu ortalar çok can yakar. Yakın zamanda Krasiç ile Gökhan’ın yan yana oynayacak olması beni heyecanlandırıyor. Moskova’da ise 11’de başlayacağını düşünüyorum Krasic’in…

Sonuç olarak Fenerbahçe kısa pasajlar halinde iyi top yaptığı görüntüler sunsa da, akıllarda kötü bir maç bıraktı yine.  Enseyi karartmaya ise gerek yok. Bu takım ideal 11’ini yakaladıkça ivme kazanacaktır. Kocaman ise maç sonunda ne dedi ; “2 Temmuz 2011’e dönebilmek ve normalleşebilmek adına Şampiyonlar Ligi çok önemli bizim için” “Çok konsantreyiz” Bütün takım Moskova’yı düşünüyor. Tabi bizde.  Aykut hoca orayı da düşünerek bir rotasyon yaptı. Salı günü Moskova’da böyle bir 11 ve böyle bir Fener izlemeyeceğimize bahse girerim. 

Umarım oradan işe yarar bir skorla döneriz.

http://twitter.com/ahmetceliksungu

9 Ağustos 2012

Kalite farkı ile kazandı




İlk Vaslui maçından hemen sonra Fenerbahçe’nin aslında hazırlık maçları oynamaya devam ettiğini söylemiş ve Temmuz Ağustos aylarında Avrupa maçları oynamak zordur demiştik. Romanya’da bunu bir kez daha teyit etme şansı bulduk.

Aykut Hoca 2’si bölgesiyle birlikte olmak üzere  tam 3 oyuncusunu değiştirerek başladı Romanya’da. Bu tercihlerin doğru olabileceğini ise süratli oyun ve topun sahibi olduğunu gördüğümüzde anladık.
İlk 10 dakika Caner, Alex,  Gökhan ve ona önde destek veren Kuyt’un hareketli oyunu golün habercisi oldu. Bu 10 dakika nefis paslaşmalarla rakibe gözdağı verildi. Golün sağ açıktan orta karşılığında bir sol kanat oyuncusundan gelmesi aslında Aykut Hoca’nın maçın başında kanatları etkili kullanma düşüncesinin de göstergesiydi. Bu görüntüyü 90 dakika birçok kez test ettik ve sağda Gökhan bize eski performanslarından bir ziyafet çekti ve 2 asistle geceye damgasını vurdu. 90 dakika oyundan düşmedi. Maçın birinci adamıydı…

Hasan Ali ise bu sefer daha etkili ve özgüvenli oynadı. Yine de ben daha da güçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Caner ise oyunda devamlı arayan adam rolünü üstlenerek cesaretle hücumu düşündü. Caner’in ruhunda daima hücum var. Savrukluğunu kontrol altına alıp konsantrasyonunu da kaybetmediği sürece çok şey kazandıracaktır Fenerbahçe’ye. 

Attığımız golün ardından defanstaki Bekir-Egemen uyumsuzluğundan çok çabuk golü yedik. Üstelik bu uyumsuzluk maçın tamamında karşımıza çıktı. Romenler sık sık ceza sahası içinde Volkan’la karşı karşıya pozisyonlar buldular. İşte tam bu anlarda Fenerbahçe’nin Volkan’ı çıktı sahneye. Gerek oyun içinde gerekse penaltı’da müthiş kurtarışlar yaparak hem oyunda hem de şampiyonlar Ligi arenasında tuttu Fenerbahçe’yi. Belki de maçın kırılma anıydı. Maçın ise ikinci adamıydı…

Fenerbahçe’nin zaafları ise yine orta alandaki kara delik olarak göze çarptı. Christian 2.maçında da yokları oynadı. 10 yıldır kim gelirse gelsin formayı birşekilde kapan Selçuk’la birlikte çok verimsiz ve etkisiz gözüküyorlar. Topu ileri taşıma konusunda yetersiz gözükmekle birlikte defansif açıdan birbirlerini tamamlayamadıklarını gördük. Fakat 3.golün harika bir Selçuk pasıyla gelmesi ise futbol’un adı konamayan enstantanelerindendi . Görüntü her maçtan sonra Emre’yi konuşmak zorunda kalacakmışız gibi devam ediyor. Emre’nin varlığı mı geçen sene Baroni’yi ışıldatıyordu bunu birkaç maç daha test edeceğiz elbet. Ama orta alandan top çıkmayıp paslar evelenip gevelendikçe Alex’in de verimi geriye gelip top alma çabası nedeniyle düşüyor. Alex’in gelip almasından ziyade o topu Alex’e iletebilecek bir oyun-oyuncu dengesi yakalamak gerekiyor orta alanda. 

Sezonun flaş transferi Kuyt ise müthiş bir zaman diliminde üst üste Fenerbahçe’yi rahatlatan ve maçı kopartan golleri atarken doğru yerde bulunma, etkili  vuruş özelliği, konsantrasyon ve soğukkanlılığıyla bize ne kadar faydalı olacağını gösterdi. Kuyt bu seneki Fenerbahçe’nin oyun içinde skora isyan edecek ismi olacağını lider özelliğiylede gösteriyor bize. Uzun zamandır, önde bu kadar baskı yapan bir forveti olmadı Fenerbahçe’nin. Kuyt çok koşuyor mücadele ediyor geriye gelip top çıkartıyor. Onu seyredince nereye koysan oynayabilecekmiş gibi bir görüntü sunuyor. Belki de Krasiç sağ tarafa geçip formda bir Sow önde oynarsa yeni Emre Kuyt bile olabilir bakarsınız... Maçın üçüncü adamıydı...

Fenerbahçe çok stresli bir maça çıktı. Stres faktörlerinin başında geçen sene hakkımızın yenmesinin yanında, bir önceki sene aşağılanarak elendiğimiz Young Boys ve Paok facialarının da etkisi vardı bu streste. Ama bu stresi geçip, işleri tekrar rayına oturtacak potansiyeli var Fenerbahçe’nin bunu biliyoruz... 

Avrupa yolun açık olsun Fenerbahçe’m...

https://twitter.com/ahmetceliksungu