16 Aralık 2012

Pozisyona girmeden maç kazanmak zor hocam.




Maçtan önce favori olan Galatasaray’dı. Galatasaray’ın neden favori olduğunu tek başına kendi performansıyla ilişkilendirmek çok doğru olmaz. Sonuç olarak bu akşam favori’nin de kötü oynayarak kazandığını gördük. Bunda Aykut Hoca’nın derbilerde,  özellikle de deplasmanlarda kazanmaktan daha çok temkinli futbol anlayışını ön plana çıkarması yatmaktaydı. Aykut Hoca yönetiminde çıktığımız hiçbir Galatasaray derbisinde baskılı, rakibi domine eden bir oyun ortaya koyamadık.

Bu ürkek anlayış takımın tamamına ister istemez sirayet ediyor. Hocaların karakteristik özellikleri takımlarına da yansırmış. Takımın oyunun hiçbir anında isyan etmeyişi, kendi oyunlarından performanslarından rahatsız olmayışları hocalarının oyun anlayışından kaynaklanıyormuş gibi bir izlenim bırakıyor bende. Bu kötü Galatasaray’dan puan alamamak, bırak puanı pozisyona bile girememek yetersiz bir hoca performansı olarak geçiyor Aykut Hoca’nın kariyerine…

Devre arasına 2-1 mağlup giderken Topal-Meireles-Christian üçlüsünün yetersizliği, vasatlığı ve kısırlığı o kadar net olarak gözüküyordu ki, yine de bir hamle yapma ihtiyacı hissetmedi. Üstelik bu üçlünün aynı anda sahada olduğu zamanlarda, yetersizliğini daha önceleride görmüş olmamıza rağmen. Meireles’e ise nasıl tahammül etti inanılması çok güç. Atılana kadar Portekizli, geldiğinden beri en kötü oyununu oynuyordu.
Hoca, maçtan sonra kendisine yöneltilen “pozisyona girmekte zorlandığınızı düşünüyor musunuz ?” şeklindeki bir soruya “girmekten daha çok değerlendirmek önemli” gibisinden ters manyel bir cevap verdi. Sonrasında ise “son derece güçlü bir Fenerbahçe” olduğunu söyledi ancak bu gücü bu maçta hiç göremedik biz. Bu kadar güçlü bir Fenerbahçe, rakibinin bu kadar kötü oynadığı bir akşamda pozisyona bile girmeden maçı tamamlıyorsa herkes şapkasını önüne alıp hatalarını sorgulamalıdır. Bu maçın dışında da gerçekten Fenerbahçe az pozisyona girebilen bir takım. Özellikle Alex’den sonra bu oran ciddi şekilde düşmekte. 

Hoca’nın ısrarla Baroni’den Alex yaratma sevdası hem bu oyuncuyu hem de takımı bitirmekte.
Hakemi konuşamadık. Evet hakem tam bir felaketti. Maçtan önce medyanın bilinçli şekilde Galatasaray’da Halis Özkahya korkusu, şoku vb.şeklindeki baskıları ve gösterileri meyvesini verdi ve maç boyunca hakem standartları tutturamadığı gibi bütün takdir haklarını ev sahibinden yana kullandı.

Her iki takımda da öne çıkan bir oyuncu yoktu. Derbi, adına yakışan bir görüntü sunamadı bizlere. Selçuk’un frikiği başarılıydı ama Volkan’ın kapattığı köşeden yediği bu golde kaleci hatası ön plandaydı. Fenerbahçe’de ise Hasan Ali, sezon performansının ödülünü gerçek Fener’li olarak aldı.

Sonuç olarak bir derbiyi daha kaybetti Fenerbahçe. Galatasaray’a karşı psikolojik üstünlük maalesef bitiyor. Umarım teknik heyet bunun farkına varır ve Kadıköy’deki serinin son bulmasına sebep olmadan çözümleri de yaratabilirler…

9 Aralık 2012

Oyun kötü, Skor güzel, Hakem çirkin.




Türkiye’de ilk defa bir takım Avrupa Kupası maçına hele de, Avrupa Ligi grup maçlarına gruptan çıkmayı 1 hafta önce garantileyerek  10 farklı (yedek) oyuncusuyla çıkmıştı son maçında. Üstelik o kadroya altyapı’dan 3 oyuncusunu monte etmişti. Mert, Özgür Çek ve Recep Niyaz. Bu bile başlı başına bir gurur ve keyifti ama evde alınan 3 farklı mağlubiyet moralleri bozmuştu ve yedeklerin sergilediği oyun beğenilmemişti. Buraya kadar ki satırlar hafta içi B.Mochengladbach maçının yorumlarıydı. Fakat demek istediğim bu akşam Belediye karşısına çıkan 11’inde aslında o yedeklerden bir farkı yoktu sanki. Üstelik o yedekler daha çok mücadele etmişlerdi maçta…

Fenerbahçe’nin son dönemlerde rahat rahat kazandığı ve rakibini domine ederek oynadığı üst üste 2 maçını göremiyoruz. Bırak üst üste 2 maçı üst üste 2 devre’ye bile razıyız… Ortada Topal Meireles, önlerinde Alex rolünde Christian, solda Caner,  sağda Kuyt en önde Sow. Geride Bekir -Yobo kenarlarda H.Ali ve Gökhan. Kadro Hoca’nın ideal olarak belirlediği aynı kadro ancak Christian’dan Alex olmadığını bir kez daha gözlerimizle gördük. Gerçi 2.yarı Topal çıkıp, Sezer öne Baroni eski yerine geçse de bir şey değişmedi. Koca 90 dakikanın sadece 45-55  arası bir üstünlük kurabildi takım.  

Futbolcular bu maçı bir kez daha seyretmeliler. Öncelikle bir türlü önde baskı kuramadıklarını, birbirlerine yakın oynamadıklarını ve çok fazla geriye yaslandıklarını ve Sow’un ileride yalnız kaldığını ve sadece ön tarafta Kuyt’ın çırpındığını mutlaka göreceklerdir.

Fenerbahçe mucize gibi bir 3 puan aldı. Evet sahada Fırat Aydınus’u arattırırcasına facia bir hakem vardı  ama (Süleyman Abay) Fenerbahçe’nin hakeme söyleyeceğinden daha çok işiteceği laf vardı tribünlerden. Koca maç boyunca bir tane doğru düzgün atağı olmadığı gibi girdiği ve akılda kalan pozisyonu da yoktu. Ciddi şekilde orta alanda yaratıcı-kreatif oyuncu eksikliği var takımın. Meireles-Topal-Christian 3’lüsü olmayacak gibi. Caner için hep olumlu konuşmaya çalışıyorum ama ya istikrar ? Bir türlü istikrarı tutturamıyor. 2 maç üst üste iyi oynadığını görmek istiyor insan. İlk yarı Topal Meireles ikilisi de tüm takım gibi çok kötüydü. Özellikle Meireles sarı kart sınırında olmasından sanırım ilk yarı çok kötüydü. Aykut Hoca devrede Meireles’e canını sıkma kart görsen de mücadelene devam et dedi sanırım ki, ikinci yarı Meireles kıpırdadı… Görmek istediğimiz Meireles buydu.

Bekir gecenin adamı oldu. Çok büyük profesyonel Bekir. Her maç takıma oturuyor. Teknik kapasitesi sınırlı gözükse de çok içten ve hırsla ve yüreğiyle mücadele ediyor. Her zaman görev verildiğinde elinden geleni yapıyor. Aynı zamanda ciddi bir takım oyuncusu… Kafa vuruşlarında daha fazla kendini geliştirirse 15-20 korner atışından mutlaka 1-2 tane gol çıkartabilecektir…Bu arada bu akşamki kornerlerde sorgulanmalı. Bu kadar korner kazanıp bu kadar etkisiz kullanabilmek de beceridir. Gol hariç kornerlerin tamamı heba oldu. Üstelik korner sonrası rakipten seken dönen topların da bir tanesini olumlu kullanamadık. Yoksa kornerlerde de mi Alex’i arıyoruz ?

Sonuç olarak, zor bir gece oldu Kadıköy’de. Derbi öncesi 3 puan güzel. Kadıköy’de 12.adamla birlikte oynamanın avantajıyla gelen galibiyetler önemli ama derbide bu futbol kötü bir skor doğurur. Tek tesellimiz derbiye böyle çıkılmayacağını bildiklerine olan inancımız…

Biliyorlardır değil mi ? 


25 Kasım 2012

Statik Futboldan Dinamik Futbola geçince fark geldi.




Gecenin ilk dikkat çekeni sarı lacivertli tribünlerdi kuşkusuz. Tribünlere bakınca taraftarın Fenerbahçe’sine özlemi açıkça gözüküyordu. Okul Açığın başı çektiği tribünlerin coşkusu Fener’linin biber gazıyla imtihanından sonra ıstırapla geçen 6 ay sonunda tavana vurmuştu. Krizlerden çıkıp yavaş yavaş güzel futbolun konuşulacağı günlere dönmek istiyordu herkes. Tabi buna izin verirlerse…

Bugün de Yunus Yıldırım; önce Fırat Aydınus, sonra PFDK ve Tahkim’den almıştı sanki bayrağı. Fenerbahçeli futbolcular ve tribünler çığırından çıkmak üzereydi ki,  Sow’un müthiş golü geldi. Müthiş diyorum çünkü sadece ayağının dışıyla vurması değil, içinde dâhiyane bir zekâ barındırmasıyla sadece Sow’un atabileceği bir goldü. Sow demişken dilimizi ısırıp maşallah demeyi ihmal etmiyoruz. Yarım pozisyonlardan 1 tam gol çıkartmayı başaran adamdır Musa. Ah o röveşatası da gol olsaydı keşke… Kaçırdığı golden sonra taraftarın onu bağrına basışı ise görülmeye değerdi…

Bu sefer farklı bir ilk 45 izledik. Daha çok ilk yarı oynayan,  ikinci yarı kabuğuna çekilen Fenerbahçe’ye alışıktık. Bu sefer, rakibini çok geride karşılayan bir türlü ileride basamayan bir takım vardı ilk 45’te.  Devre arasında tribünler;  bir türlü önde topa basamayan Christian’a ve Stoch’a kesmişlerdi faturayı. Ancak aynı tribünler Christian’ın bölgesini kaybettiği için ve asıl yerinin orası olmadığı için oynayamadığında da hem fikirdiler.

Soyunma odasında Kocaman’da bu fikirde olacak ki, Christian’ı daha geriye alıp Meireles’i ileri atıverdi. Burada daha derli topluydu Baroni. Ama oyuna Sezer’i aldıktan sonra bir vites daha yükseltmiş oldu Fenerbahçe. Böylece Sezer ön tarafa ve Baroni Meireles’de arkaya geçmiş oldular… Artık topun hâkimi de direksiyonun başına geçen de Fenerbahçe olmuştu. Coşkuyla top yapmaya ve çok daha süratle ileri çıkmaya başladılar. Goller de ardı ardına geldi.

Gecenin adamı ise kesinlikle Kuyt’tı. Sezon başındaki formundan daha da ileride artık. Sahada herhalde basılmadık yer bırakmadı. Enerjisi hiç bitmediği gibi, her zaman top almaya geldi. Oyundan hiç düşmedi, arkadaşlarını devamlı itekleyen adam oldu. Müthiş oyununu 1 asist 1 golle süslemesi ise ona çok yakıştı.

Bir parantez’de Hasan Ali’ye; gelişimi her geçen gün daha net gözüken bir oyuncu oluyor. Üst üste çok fazla maç oynuyor ama performansı artmaya devam ediyor. Bu maçta harika bindirmeler yaptı. Gökhan kadar mücadelesini de arttırdığında hem çubuklu, hem de milli forma hep onun olacaktır.

Sonuç olarak; içinde Avrupa macerası da olan zorlu bir haftayı mutlu kapatıyor Fenerbahçe ve ona gönül verenler. Üstelik iyi oyun da çıkıyor artık. Şimdi sıra bu iyi oyunun dakikalarını arttırmaya geliyor…




12 Kasım 2012

Sezer'in hakkı Sezer'e





Biber gazlarının ciğerlerime işlediği ve canımı kurtarmak için kaçarken 2 adet gaz bombasının önüme atılarak ciddi göz irritasyonuna sebep olan ve yarım puanla şampiyonluğu bıraktığımız o uğursuz maç üzerinden 6 ay geçmişti ve ilk kez topluca taraftarlar bir lig maçında merhaba diyebilmişti oyuncularla birbirlerine.

6 ayda çok şeyler değişti, gelişti. Ayrılıklar oldu. Yeni sevinçler heyecanlar oldu ama değişmeyen tek şey Fenerbahçe üzerine oynanan oyunlardı. Dün akşam protesto bekleyenler vardı maçtan haftalar önce. Ne oldu? Nereye gittiler? Belki haftaya Fenerbahçe’nin Eskişehir’de olası puan kaybında ortaya çıkacaklardır yine. AEL maçında Alex tezahüratının zamansız ve yersiz olması nedeniyle bağıranları susturma girişimini yine aynı zihniyetin ürünleri Alex’i yuhalamak olarak değerlendirerek hâlâ Alex üzerinden Fenerbahçe’yi zorlama girişimlerini sürdürüyorlar.

Neyse, dün akşam tribünlerde çok güzel bir taraftar vardı ve eski performansına hızla yaklaşmaktalar. Tribünler kadar saha içindeki 11’de, oldukça istekli, arzulu ve takım disiplinine sadıktı. Ligin kalburüstü takımlarından olan ve evinde lideri devirme başarısı yakalayan takıma karşı oyunun son bölümleri hariç taktik disiplinden kopmadan oynamak ve topun devamlı hakimi olmak başarıydı.

Sezon içinde görmeye alışık olmadığımız dikine pas trafiğinin yönlendiricisi kesinlikle Meireles’ti. Onun olduğu 11 Topal’la birleşince müthiş güven veriyor.  Üstelik bu ikilinin birlikte oynadığı maç sayısının artmasıyla çok daha yüksek verim alınacağı kesin. Şimdi bu bölgeye orta alandan ceza sahasının içine daha çok aktarma yapabilecek daha fazla kendisini ceza alanına sokabilecek gerekirse pivot olabilecek bir oyuncuya ihtiyaç var. Şuanda bunun için Christian kadroda ön plana çıksa da, ben hâlâ şu an ki güçlerine göre Christian’ın ve hatta Stoch’un takımın zayıf halkaları olarak görüyorum. Dün ki, Sezer buranın en büyük adayıdır.

Sezer demişken; takımdaki en büyük 3 Temmuz mağdurlarından biri olarak ve sakatlıklarına inat takıma tutunmasına, mücadele ederse formayı kapacağına olan inancına saygı duymamak mümkün değil. Sezer çok yetenekli bir oyuncu. Dün akşam ki gözyaşları, çok değerli. O gözyaşları ve teriyle formasını inat ve ısrarla ıslattığı sürece üzerinde Alex’in de emaneti 20 numaralı forma ile çok büyük işler yapacaktır. Tüm takımın attığı golden sonra onu omuzlara alması maç sonunda Brezilya’lı kaptanı onu tebrik etmesi, kendisinin gol vuruşunu senden öğrendim diyerek tevazu göstermesi çok güzel görüntülerdi...

Sakat! Sow ise ileride yüksek performansıyla çok güçlü görüntüsünü sürdürüyor. Attığı gol yine teknik becerinin yanında zekâsını da ortaya çıkartan bir goldü. Altı pastan kaçırdığı top ise Sow gibi yüksek gol yüzdesi olan bir futbolcuya yakışmasa da nazarlık olarak kalacaktır

Şut rekorunun kırıldığı maçta taraftara keyif veren bir görüntü çıktı ortaya ancak takımın mutlaka belli oyuncularında dikkat çeken statik oyun anlayışının son bulması gerekir. Özellikle takım hücuma çıkarken ileride çoğalamama sorununu doğurmaktadır bu. Dün akşamın bir kusuru da, kanatlara inememekti. Nedense akılda kalan doğru düzgün bir orta gelişmedi. Fenerbahçe’nin özgüven açısından 1-0’dan sonra mutlaka 2’yi bulması gerekiyor. Bir anlık gafletle yenilen gol, daha erken bir dakikada gelse Gökhan Gönül’ün de maç sonu söylediği gibi ciddi bir kriz doğurup, kenarda hepimizin tansiyonunun çıkartacaktı.

Sonuç olarak, Fenerbahçe yeni bir seriye başlıyor, en azından Kadıköy’de. Takımın özgüveni sakatların artan performansla geri dönmesiyle birlikte maç kazandıkça artacaktır. Sezon içinde ilk kez üst üste 3 maçı kazanan Fenerbahçe devamını da getirecektir…

9 Kasım 2012

Yeni bir seri başlayacak mı ?



Haftalar sonra nihayet Mabed’e geri döndük. Ligler başlayalı 10 hafta olmuş, herkes birbirine en son ne zaman maça geldik, kaç kere geldik gibi sorular soruyordu. Özlemiştik çubukluyu, mabedi ve doya doya galibiyetleri. Hüzünlü maçları geride bırakmak istiyorduk bu gece… Rakip buna uygun Rum Kesimi takımıydı. Sakatların geri dönmesiyle birlikte tribünlerin de içi biraz daha rahattı. Nitekim 90 dakika boyunca savunmada Yobo, orta alanda Topal ve Meireles ikilisi bu takımın omurgaları olma yolunda en önemli ismler olduklarını gösterdiler. Yobo yanına gelince, Bekir’in de defoları pek gözükmedi. Oysa Bekir-Serdar ikilisi ne kadar tehlikeliler Fenerbahçe aleyhine.

Oyun Fenerbahçe adına erken gelen bir golle başlayınca çok sıkışmadan rahatça kazanacağımızı ve hatta farka gideceğimizi düşündük. Saha içinde rakibinin birkaç klasman aşağıda olduğu çok net gözüküyordu. Fakat yine de özellikle ilk yarıda çok etkili bir oyun sergilediğimizi söyleyemem. İlk yarı 2-0 Fenerbahçe lehine olmasına rağmen rakibini geride karşılayan onun üstüne gitmeyi sevmeyen ve durarak paslaşmayı tercih edip rakibin hatasını arayıp bulmaya çalışan anlayışı tribünleri biraz mutsuz kılıyor. Orta alanda gösterişsiz ama yaratıcılıktan da uzak oyun anlayışı, topu oyuna hızlı sokamama ve çok adamla çoğalamama nedeniyle tribünlerin çok sabırlı olmasını gerektiriyor ki bu kelimenin Fenerbahçe taraftarı için pek de bir anlamı yok.
Tabi bana göre Fenerbahçe’nin ve Aykut Kocaman’ın içinden geçtiği sürece göre şu anda güzel oyundan ziyade “kazan ama nasıl kazanırsan kazan” felsefesi hakim olduğundan pek oyunla ilgilenmenin sırası değilmiş gibi geliyor.  Çünkü bildiğim; Futbolcuların ve Kocaman’ın özgüven ve dedikoduların bitmesi için üst üste kazanmaya ihtiyaçları olduğudur…

Gecenin adamı kimdi diye soracaksanız kesinlikle Sow’du. Sow her geçen gün daha da güçleniyor güçlendikçe her maç futbol zekâsı daha da ortaya çıkıyor. Vuruşlardaki tekniği, pozisyonlara göre yüksek gol yüzdesi ve oyun içinde yaptığı boş alan koşuları ile her maç fark yaratıyor… Çok arzulu ve coşkulu oynuyor… Stoperlerle boğuşuyor bugün rakibini attırmayı bizzat kendisi becerdi. En büyük üzüntüm Sow’un bu kadar yüksek performansta oynadığı maçlarda onu çok az pozisyona sokuyor olmak…

Beğenmediklerim ise; Christian ve Stoch. Bence yine vasatın altındaydılar. Christian’ın hep kaçak ve saklanarak oynadığını düşünüyorum. Stoch ise aklındaki gol atma sevdasını takıma nasıl daha faydalı olurumla değiştirirse çok verimli olacak bir oyuncu.

Gelelim tribünlere… Yer yer nedense boşluklar olsa da, formdaydılar bu gece. Özellikle ben diyeyim okul açık siz anlayın Telekom Tribünü… Tribünlerin lideri ve coşkunun bir numaralı aktörüydüler.  Meşale şov’una saha kapatma cezası almayacaksak, coşku anlamında bende bir şey demiyorum. Ara sıra böyle dellenmekte fayda var. Lakin ben hâlâ tribünleri o eski havasını bulamadığına inanıyorum…

Sonuç olarak Mabed’e kavuştuk. Umarım bir de özlediğimiz o Fener’e kavuşuruz…

7 Ekim 2012

Futbolcular Kocaman'a Gönül'den bağlı



Uzun zamandır Fenerbahçe’nin ihtiyacı olanın özgüven olduğunu ısrarla söylüyordum. Bu özgüven ancak seri galibiyetlerle gelecekti ama araya giren Alex vedası takımın, hocanın,  camianın da mental olarak dip yapmasını sağlamıştı. Ama gördük ki, profesyonel futbolcular taraftarlar kadar dağılmayıp hem Almanya’da hem de Kadıköy’de 3’er puanı toplam 7 golle almayı başararak isyanı yakıp karakterlerini ortaya koymasını bildiler. Bu isyan futbolcuları yeniden layık oldukları yere taşıyacaktır. Umarım Gladbah bu serinin bir başlangıcı olmuştur. Bugün bunun ispatı için sahadaydılar…

Maçın başında Hoca, rakibi geride karşılamalarını istemiş olacak ki, Gladbach’taki gibi saldıran bir Fenerbahçe görmedik ve o maçtaki koşu temposuna ulaşamadılar hiç. Beşiktaş’ın önüne 7-8 kişilik bir set çekerek ve topu da rakibine bırakarak başladı oyuna Fenerbahçe. Bu, ekran başındaki milyonları pek tatmin etmese de, aslında Almanya’dan yorgun dönen takımı için hocanın düşündüğü ve uygulattığı bir taktik olarak gözüküyordu. Bu aşamada Hocayı eleştirmek çok kolay elbet ama böylesi travmatik ve dramatik bir süreçten geçen Kocaman’ın ilk kez Alex’siz sistemi yaratma peşinde koşma süreci kolay değil. Zamana ihtiyaç var ve bu süreçte en büyük yardımcıları oyuncuları olacaktır şüphesiz.

Ancak oyunun bütün bölümünde rakibinden daha etkili paslaşmayı yapan ve isterse rakip alana daha organize inmeyi başaran maç boyunca Fenerbahçe oldu. Çok rahat kazandı maçı Fenerbahçe ve bunu tüm maç boyunca gösterdi. Fenerbahçe’nin kazandığı maç sayısı arttıkça rakipleri forvetteki 3’lüden daha da çekinmeye başlayacaklar. Bu 3’lü Sow Kuyt ve Caner. Sow ile Kuyt’un hareketli oyunu Caner’in enerjik ve dikine top taşıyabilme zekâsı çok rahat ettirecek Fenerbahçe’yi. Caner demişken, son yıllarda Fenerbahçe’nin Tuncay Şanlı’dan sonra aradığı Cesuryürek olma yolunda ilerliyor. Sorumluluk aldıkça oyundan kopmadıkça verimi artıyor.

Yine Fenerbahçe’nin orta alandaki aklı ise maç boyunca Meireles oldu. Taraftarlara güven verdiği kadar arkadaşlarına da güven veriyor. Kim sıkışırsa yardımına koşuyor ve daima temiz oyunu tercih ediyor. Oyunu okuması sayesinde gerektiğinde hücum ve gerektiğinde soğutmayı başarabiliyor. İlk golde Fernandes’den topu kapan ve atağı başlatan isimdi. Sow’un golü ise Jeneriklik…

Maçın yıldızı ise elbet attığı gollerle Gökhan Gönül’dü ve yine Fenerbahçe’nin neferi olduğunu yeniden gösterdi. Maç sonunda Lig Tv’ye yaptığı açıklamalarda aslında ne kadar dolu olduğunu gördük. Ama kendisinin çok iyi bildiği şeyi arkadaşlarına da aktarmayı başarmalı “Bu forma çok ağırdır”

Sonuç olarak 2 zorlu maçtan kimsenin beklemediği 6 puanı 7 golle aldı Fenerbahçe ve dipleri de zirveyi de kendi kendine becerebildiğini herkese gösterdi. Bu takım gerçekten kaliteli ayaklardan oluşan bir takım. Yeter ki, futbolcular bu inancı bırakmasınlar ve birbirlerini oyun içinde devamlı desteklesinler…

Son sözüm ise, Fenerbahçe’de farklı bir misyon üslenmiş Kadın taraftarlara. 3 Temmuz’un ortaya çıkarttığı bir figür oldu Fenerbahçe’li kadınlar. En zor zamanlarda en zor görevi en kolayından hallediyorlar. Tribünler harikaydı. Artık vuvuzelayı andıran o kakafonik ses yerine oyun içinde Samanyolu’nu bile söyleyebilecek kadar iyi bir tribün taraftarı oldular. Tebrikler…

Ama bizde maça gitmeyi özledik artık…

https://twitter.com/ahmetceliksungu

29 Eylül 2012

Kasımpaşaspor karşısında ihanet gibi maç oynadı Fenerbahçe



Aragones’li dönemden beri bu kadar kötü bir Fenerbahçe seyrettiğimi hatırlamıyorum. Ezeli rakibinin bir gün önce kaybettiği 3 puan’ın morali ile sahaya çıkacağını düşündüğümüz oyuncular; nerden geldik buraya der gibi şaşkın bir ifade ile çıktılar hocası bile olmayan Kasımpaşaspor karşısına… 

Koca 45 dakika sahada sadece oyunu seyredip durdular. Açıkçası her biri çıkıp hocalarından özür dilemiyorsa bunun adı resmen ihanet demektir. Aykut Hoca velev ki çok kötü hoca ama futbolcuların bu kadar sorumsuz, bu kadar isteksiz, bu kadar verimsiz ve bu kadar mücadeleden uzak bir anlayışta olmamaları gerekiyordu…

Bu öyle bir maç oldu ki, Fenerbahçe’nin kaynayan kazanına odun atılan ihanet ateşi yakılan bir maç olarak tarihe geçti. Biz Fenerbahçe’nin seri galibiyetler alarak tırmanması gerektiğini düşünürken sabotaj gibi bir maç çıktı ortaya… Bu maçla birlikte dedikodu kazanı alır başını gider, oyuncular buna izin verdiği sürece de sonu Aykut Hoca’nın istifasına kadar giden bir sürece varır…

Maçla ilgili yorumlanabilecek teknik bir ayrıntıya gerek yok. Geçen sene takım en azından biraz top yapıp topa sahip olabiliyordu veya ligin ya da Avrupa’nın en çok şut atabilen takımıyken şimdi kaleye o kadar uzak ki, şut dahi atamıyor. Tarihinin ise en kısır sezonlarından birini yaşıyor.

Belli ki, 3 Temmuz sürecinin toksik şokları bu sene yavaş yavaş çıkıyor Fenerbahçe bünyesinde. Taraftar da bu süreçte başkahramanlardan. Şu anda Fenerbahçe camiasında her şey birbirine girmiş durumda. Direksiyon hâkimiyeti kaybolmuş bir araba gibi Fenerbahçe.  Bünye bu toksik şoktan en az hasarla çıkması gerekiyor bakalım sonu ise nerede bitecek...

25 Eylül 2012

Fenerbahçe Trabzonspor karşısında akordu bozdu



Sorun Fenerbahçe'nin kötü oynaması falan değil galiba. Yoksa bu maçtan çok daha kötülerini de görmüştük, gerek deplasmanda, gerek Kadıköy'de. Gittikçe mental bir yetersizlik göze çarpıyor sanki, hem futbolcularda, hem teknik adamda hem de taraftarda. Ve birçok şey birbirine karışmış gibi. Aslında ne hoca istediği gibi tercihler yapıyor ne taraftar duracağı yeri biliyor, ne de yönetimin sesi gerektiği kadar çıkmıyor sanki... Akordu bozuk bir çalgı gibi devamlı tuhaf sesler çıkıyor hem takım içinden hem de dışından... Şansızlıklar da bir türlü yakasını bırakmıyor camianın... Şampiyonlar Ligi beklentisinin yüksek olması neticesinde Moskova maçının kaybı sonrası bir türlü moraller düzelmedi. Peşi sıra suni Alex Kocaman krizi patlak verdi. Taraftarın oyuncusunu yuhalaması ve giderek ikiye bölünmesi ve homurtuların artması izledi bunları. Oysa, Meireles transferi ve Marsilya maçıyla gelen coşkulu tribünler ve galibiyet moralleri yükseltip yeni bir başlangıç yapacak derken; olabilecek en sinir bozucu sonuç son dakika golüyle ortaya çıkınca Marsilya karşısında ayar da iyice kaçtı. Tüm bunlara ekstra sakatlıklar eklenip sezonun flaş transferleri Kuyt Krasiç'i ve Egemen'i de kaybedince bir türlü toparlanamıyor Fenerbahçe...

Aklıma ise Yeni Malatyaspor maçı geliyor. Orada dibe vurup zıplamıştı takım. Antalya Havalimanında sihirli bir el değmişti futbolcuların üstüne. Başrolde yine taraftar vardı ama bugün ne o taraftar var ne de var olan taraftarın sabrı... Medya tandanslı futbol uleması Aykut Kocaman'ın kellesini almadan Fenerbahçe'nin içine bombayı bırakmadan rahatlamayacak... Buna direnmesi gerekenler tribünler... Aykut Hoca eleştirilmez değil, hata yapmayan peygamber de değil. Bu takımın başında üst üste galibiyetler alırken kimse yaptığı oyuncu değişikliklerini hatırlamıyor... Mutlaka Hoca'nın da çıkartacağı dersler sonuçlar vardır ama aklı "kellesinde" olmadığı zamanlarda doğru tercihler yapabilecektir. Boynundaki yağlı urganı çıkartmadan kafası rahatlamıyor sanki.

Ayrıca son 2 maçta hoca'nın güvenip forma verdiği isimler ise tam bir hayal kırıklığı oldular... Geçen maç sonradan giren Bienvenu ve Christian'ın dışında bugün de Stoch 75 dakika sahada gezindi durdu... Sonradan giren Semih ise artık nöbetleri de bırakmış...

Fenerbahçe taraftarı karar vermeli. Galatasaray medya ile birlikte rüzgarı arkasına almış gidiyor. Evet bu sarı lacivert sinirleri bozuyor ama yine kağıt üstünde Galatasaray'a kafa tutacak onunla hesaplaşabilecek tek takım Fenerbahçe. Bu yüzden taraftar asli görevini yerine getirip takımına destek olmalı ve 3 Temmuz'un yıkamadığı Fenerbahçe'yi kendisi yıkmamalı ve onu tekrar hayata döndürmeli.

https://twitter.com/ahmetceliksungu

20 Eylül 2012

Fenerbahçe Marsilya karşısında, kendini kaybetti.



Aslında her şey iyi gidiyordu, Topal ve Meireles'li orta alan uzun zaman sonra bu kadar sağlam ve güvenili gözüktüler. Sağda Topuz ile solda Caner ise gecenin en çalışkan ismiydiler. Caner bu çalışkanlığını golle süslerken Topuz Saracoğlu'nun tüm çimlerine basarak izini bırakıyordu. 

2-0 dan sonra tribünler coştukça coşuyor Marsilya ise şaşkınlık içinde çaresiz kalıyordu. Fakat ne olduysa birden Fenerbahçe'de değişiklikler gelmeye başladı. Oysa Aykut Hoca yorulanları çıkartıp daha dinamik isimlerle bir Avrupa Ligi maçı oynamasının da etkisiyle anlamlı kabul edilebilecek değişiklikler yapmaya başladı. Belki de o tuhaf ilk golü yemekle başladı herşey. Marsilya'nın ilk golü bağıra bağıra ben geliyorum diyordu. Biz gelen golün sesini ta tribünlerden duyarken, 7-8 Fenerbahçeli'nin rakibe müdahale yerine refakat etmeyi tercih etmesiyle Avrupa Ligi'nde yenmeyecek saçma bir gol yedi Fenerbahçe. Bu gol'ün Aykut Kocaman'la falan izahı yoktu. Şartlar ne olursa olsun o topa bu düzeyde bir futbol oynayan Fenerbahçe'li bir futbolcu mutlaka müdahale yapmalıydı. Üst düzey maçlarda böyle gol yediğiniz takdirde o maçı kazanmanız mucizelere kalıyor. Evinizde 2 gol atabildiğiniz rakibinize karşı kazanmalısınız. Hele ki, 2-0 üstünlüğü sağlamışsanız. Ama bunu da doğru takım savunmasıyla yaparsınız. Oysa Fenerbahçe o saçma golü yedikten sonra topu ayağında tutup sakinleşmeyi seçeceğine topluca takım halinde panik yapıp, geriye yaslanmayı ve ileriye doğru topları savurmayı seçince bize de tribünlerde dua etmek kaldı...

Bu beraberlikten sonra ben, hem Bienvenu'nun hem de Christian'ın uzun bir süre forma giyemeyeceğini düşünenlerdenim. Aykut Hoca'nın yüzünü kara çıkarttılar. Bienvenu yedek kaldığı haftalarda hiç üzerine koyamadığı gibi sıfır konsantrasyonla oynadı ve kötü oynayan Sow'u bile bize arattı. Ve Christian. Attığı kritik ve estetik goller onun ne kadar kaçak bir futbol oynadığını devamlı saklıyordu. Ama o da sanki Aykut Kocaman'a ihanet edercesine Alex'in yerine girdiği oyunda ayağını bir kere topa sürmediği gibi geriye yardıma da gelmedi... 

3 Temmuz'dan sonra suni bir Alex-Kocaman krizine ısrarla alet oluyor taraftarlar. Bir önceki maç yazımda "Seri Galibiyetlere ihtiyaç var" yazmıştım. Bir kere daha görüldü ki, bu takımın moral eşiğini aşacak üst üste bir galibiyet serisine gerçekten ihtiyacı var. Bu akşam güzel bir ambiansta dönem dönem etkili ve iyi oyunla ve  iyi bir Avrupa rakibiyle bu serinin başlangıcını yapacaktı neredeyse. Bu başlangıç uzun süren ataleti de üstünden atacaktı oyuncularda ve büyük moral sağlayacaktı. Ama buna inat öyle bir son dakika golü yedi ki Fenerbahçe, kendisini tünelin daha da karanlığına doğru itiverdi...

Şimdi yine herkes taraftarlığını unutup yeniden teknik direktör olacak. Kalın urganlar hazırlanıp ilmek yapılıp Aykut Hoca'nın kellesine doğru yol alınacak... Yazık... Oysa herkes bilmeli ki, Fenerbahçe'de sezon ortasında hoca değiştirme dönemleri çok gerilerde kaldı. Bu takım Aykut Hocayla iyi yerlere gelecek. Fenerbahçe dönem dönem oyunda kurduğu üstünlükleri maçın geneline yaydığında ve takım savunmasını biraz daha arttırdığında çok daha rahat edeceğiz hepimiz... 

Son sözüm tribünlere... Evet bu akşam coşku büyüktü, tezahüratlar güzeldi, ambians büyüleyiciydi. Ama hepsi Fenerbahçe öndeyken gerçekleşti. Skor'a göre taraftar olacaksak, üstümüze giydiğiniz armanın ne önemi var. Taraftar dediğin o coşkuyu, takım gerideyken veya gol gelmemişken de yapabilmelidir. Eskiden Fenerbahçe tribünleri oyuna müdahale edip takıma gol attırırdı. Gerçek bir 12 numaraydı. Şimdi sadece kendi futbolcusuna ve hocasına müdahale ediyor sanki...

http://twitter.com/ahmetceliksungu

16 Eylül 2012

Seri galibiyetlere ihtiyaç var




En azından Fenerbahçelilerin takımı olumsuz anlamda eleştirmeleri için her hafta bu takımın maçlardan önce mutlaka farklı ve yoğun bir gündem içinde kalarak maçlara çıktığı gerçeğini unutmamaları gerekiyor… Milli maç arası olmasına rağmen hâlâ Başkan, Alex, Kocaman, heykel, transfer, sakatlık vs. gibi olumsuz unsurlarla uğraşıyor. Hâlâ takım 12 numaranın da yedek oyuncusuyla tribünlerde destekleniyor… Tüm bunlar devam ederken futbol şansının da bir türlü yanında olmadığını görüyoruz. Spartak Moskova maçıyla birlikte kaçan gollerin haddi hesabı yok. Direkte patlayanlar, erken sakatlıklarla bozulan planlar oyunu da hocayı da sıkıntıya sokuyor… 

Fenerbahçe’nin olgunluğa erişene kadar ne yapıp edip, bir şekilde seri galibiyetlere ihtiyacı olduğu açık. Bu takım her geçen gün daha iyi olacağının mesajını bize gösteriyor. Özellikle bu maçın da ilk yarısında müthiş istekli ve önde başladı oyuna Fenerbahçe. İlk kez 45 dakikayı böylesine domine ederek oynadı rakibiyle.  Bu 45 de, en çok öne çıkan oyuncu ise Topal oldu. Topal’la birlikte ilk maçlarda en çok eleştirilen Hasan Ali’de üstüne koymaya devam ediyor. Biraz daha ikili mücadelesini arttırır, daha güçlü olursa Fenerbahçe sol tarafta da Gökhan Gönül’ünü bulmuş olacaktır… Düşünün henüz bu takıma Krasiç’in ayakları değmedi. Meireles’in ilk maçıydı. Sow sakatlıktan bir türlü tam olarak çıkamadı… Bu yüzden ligin başındaki bu zor sürecin en az hasarla atlatılması büyük avantaj olacaktır… Maçın başındaki o dominant oyun maçın geneline yayıldığında veya o dominant sürelerde gol veya goller bulunduğunda çok daha coşkulu galibiyetler bulacaktır takım… Baskılı anlarında golü bulamadıkça ya yorgunluk başlıyor ya da panik…

Maçın iyileri Topal, Hasan Ali demişken Kaptan ise yine vasatın altında bir görüntü sundu bize. Yanında oynadığı kimseyle bir ahenk sağlayamadı. İlk golde Gökhan’la klasikleşen bir uyum vardı. Topuz ise çok istekli ve coşkulu ama yeteneklerini zekâyla birleştirememesi nedeniyle çok rahat yapacağı son vuruşları bir türlü sonuçlandıramıyor… Hem kendi emeğine hem de takıma yazık ediyor… Yine Kuyt, Sow’un yokluğunda en uçta görev yapsa da, o da verimli değildi. Benim yerim sağ açık dercesine oynadı. Sakatlanması ise talihsizlik oldu Marsilya maçı öncesi… Ne zamandır kadroya giremeyen Stoch ise oldukça verimsiz bir maç çıkardı. Fakat girdiği en güzel pozisyonda hakem tarafından aldatmaca nedeniyle sarı kartla cezalandırılması hakem ironisiydi herhalde… Hakem Göcek mi? Bildiğiniz gibiydi işte…

Maçın gitti gidiyor denildiği anda, Christian’ın rüzgârla birlikte kaleye savurduğu füze, futbol’un adaletsiz sonucuna isyan edercesine harika bir gol olarak sonuç buldu Kadıköy’de…
2.golden sonra Christian’ın armayı öpüşü, Kuyt’ın kenardaki o mutlu yüz ifadesi, Volkan’ın Kocaman’a evladı gibi koşarak coşkuyla sarılması, Kocaman’ın görmeyi arzuladığımız gerçek bir gol sevinci Fenerbahçe’nin yavaş yavaş havaya girdiğinin resmi olarak kaldı akıllarımızda…

Son sözüm ise sahanın zeminiyle alakalı. O kadar teknolojik yatırım yapıldı ama karşılığı alınamıyor. Daha yağmurlar başlamamışken zemin çok kötü. Bu kadar topa hükmeden, ayağa pas yapmak isteyen ve teknik takım oluşturacaksınız ama onlara inat top kontrolüne izin vermeyen bir zemin yaratacaksınız… Bu ciddi çelişkinin derhal ortadan kalkması gerek. Çim işi olmuyorsa artık ciddi ciddi suni çim konusu düşünülmelidir.

Perşembe gecesi Marsilya’yı yenmek çok önemli. Direkleri de hesaba katarsak, şanstan daha fazlasını sahaya koyarsa kazanacaktır Fenerbahçe… Marsilya maçında alınacak bir galibiyet ise önünü açacaktır Fenerbahçe’nin ve Kocaman’ın…

15 Eylül 2012

Alex'in heykeli açıldı. Alex'le Sonsuza...


Hayatımda ilk kez bir heykel'in açılışına tanıklık edecektim. Ama bir heykel açılışında ağlayacağımı ise hiç hesaba katmamıştım. Kaptan mikrofonun başında öyle bir konuşma yaptı ki, 8 senenin muhasebesini çıkartıp herkese tek tek teşekkür ederken, gözyaşlarını tutamadı. Onunla birlikte ben de ağlamaya başladım. Kolay değildi, 8 senenin içine bu kadar gol ve asistin dışında bu kadar sevgiyi de kalplere kazımak... Alex'in heykelini Papazın Çayırına dikerken onu sadece attığı goller veya verdiği paslarla ilişkilendirmeye çalışanlar  ciddi yanılsama içindeydiler. Çünkü Alex'i anlamak, hissetmek için sadece attığı gollere veya paslarına bakmak yetmez. 8 sene içinde müthiş bir karakter örneği sunan kaptan'ın gerek saha içindeki örnek futbolculuğu ile, gerekse saha dışındaki yaşantısıyla ve ailesiyle birlikte hepimizin ailesinden bir parça olmayı başarabilen biriydi o... Çubuklu'nun nasıl saha içinde ve dışında taşınabileceğini göstereniydi aynı zamanda...

Bugünkü konuşması tam bir veda havası şeklinde oldu Kaptan'ın... Sık sık "Bizi Bırakma" diye feryat etsek de gidiyormuş izlenimi bıraktı bizde. Aykut Hoca yine büyüklük yapıp, törene gelse de, benim kenardan gözlemlediğim kadarıyla bir soğukluk var gibiydi aralarında. Alex; Daum'dan Aragones'e Zico'dan Kocaman'a tek tek teşekkür etti etmesine ama, onun da bir kırgınlığı olduğu belli gibiydi. 3 Temmuz'dan sonra ne olduysa birden, süreç aniden hiç bir Fenerbahçeli'nin istemeyeceği bu duygusal ortama geliverdi işte. Ha tersi olur, Kaptan'ın kafası rahatlar bugünden sonra ikna edilir ve kalmaya karar verirse de yeni bir kenetlenmeyle kimse de tutamaz bizi... Bunu da buraya yazıp tarihe not düşüyorum...

Aykut Kocaman, Alex'le ilgili düşüncelerini açıkça paylaştı. Ondan her daim faydalanmak istediğini hem kendisine hem kamuoyuna iletti. Öğretmen oyuncu olmasını istedi. Ama Alex, içinde bulunduğu duygusal ortam nedeniyle kararını almış ve futbolu Brezilya'da aktif olarak oynayabilecek olduğundan veya Aykut Hoca ile çalışmak istemediğinden gemileri yakıyor gibi...

Son 10 yıldır kombinem mevcut ve Kadıköy'de her maç 10'u seyredebilmek için özlemle o maçların gelmesini bekliyorum. Topu ayağına her aldığında topla birlikte sol ayağının içinden fışkıran zekasını da seyrediyorduk keyifle...10'dan sonra uzun bir süre Fenerbahçe taraftarı kendisini yalnız ve öksüz hissedebilir. En azından benim öyle hissedeceğim kesin. Her maç 10'u arayacak gözlerim... Umarım bir gece vakti ansızın sessizce gider, yoksa dayanamaz bu taraftar profesör'ün vedasına...

Fenerbahçe taraftarı 3 Temmuz'dan beri her gün bu ülkeye direnişi de, sosyalleşmeyi de, paylaşmayı ve birlik beraberliği de öğretiyor. Bir spor kulübünden çok daha fazlası Fenerbahçe... Bugün yaşarken ve aktif futbolculuk kariyeri devam ederken bir oyuncunun heykelini açarak da göstermiş oldular... Kimilerinin efsanelerinin jübilesini bile yaptıramazken sarı lacivertliler 10'un heykelini diktiler Kadıköy'e...

8 sene önceki talihsiz bir yazı çıkmıştı bir gazetede... Sanırım yazının bir bölümü eksik çıkmış. "Kandırmayın Fenerlileri Alex malex gelmez, gelirse zaten 8 yıl sonra heykelini dikerler" olacakmış bu yazının doğrusu...

Son olarak Alex'in heykeli de koşmuyor diyorlar. Zaten koşsaydı Barça'da, Real'de oynardı o heykel... Türkiye'ye kimler geldi kimler geçti ama hiçbiri bir Alex değil Kaptan...

Bizi unutma hiç kaptan. Biz 25 milyon çubuklu yürek seni asla unutmayacağız....

http://twitter.com/ahmetceliksungu


3 Eylül 2012

Orta sahadan önce moral arıyor Fenerbahçe


Orta saha’dan önce moral aradığı bir dönemden geçiyor Fenerbahçe ve bu çok açıkça gözüküyor. Sivas karşılaşmasına çıkarken gözler oyun dizilişi veya taktiksel varyasyonlardan ziyade sosyal medyada veya yazılı görsel basında kim kime ne demiş konularıyla ilgilendiği gibi birde 25 milyon teknik direktörü vardı bu kez kenarda… Bütün taraftarlar antrenördü artık.

Taraftar demişken, 3 Temmuz ile Başkan’ın çıktığı 2012 Temmuz dönemi arasında kendisini sımsıkı bir ideale bağladı ve kol kola omuz omuza sonuç alana kadar yürüdüler 1 yıl boyunca. Camianın tüm sporcuları gibi futbolcuları da vardı yanlarında. Geçen sezon skor veya oynanan oyun kimsenin umurunda değildi. Başkan çıktıktan sonra ise her şeyin düzeleceğini ve işlerin yoluna gireceğini ve her şeyin tozpembe olacağını sananlar; başarısız sonuçlar, oturmayan takımın sistemsizliği ve Alex krizi ile şaşkınlık içindeler. Bu şaşkınlık taraftarı bir patlayacak bir volkan gibi kenarda tutuyor.  Taraftarı, camiayı derhal birleştirecek çözümler bulunması şart. Bu çözümler bulunana kadar da, futbolcuların seri galibiyet almaları zaman kazandıracak nefes aldıracaktır takıma.

Buraya kadar yazdıklarımın Sivasspor maçıyla veya skoruyla ilgisi olan şeyler değildi. Bu sefer Moskova maçının aksine çok hızlı başladı oyuna Fenerbahçe. Alex 11’deydi, geçen maçın günah keçisi Selçuk Şahin’de… Aykut Hoca’nın mesaj verme kaygısı çok net; Selçuk Şahin’e sahip çıkıyordu. Ancak 2 yıldır Aykut Hoca ile Christian arasında nasıl bir bağ var deyip ona olan bağlılığına şaşırdığımız Christian Baroni ise 18 kişilik kadroya girememişti bu sefer nedense…

İlk 20 dakika önde özellikle Sow ve Kuyt yine çok hareketliydiler devamlı yer değiştirmeye çalıştılar arkalarında kaptan güven veriyordu. Sol tarafta ofansif anlamda her geçen gün daha iyi işler çıkartan Hasan Ali’nin çok güzel bir ortasını kaleciye nişanlamasaydı kaptan yine golünü atacaktı ama koca maç boyuncu saha içinde aklımızda kalan sadece bu kare oldu. Saha dışında ise kameraların gösterdiği kadarıyla hoca’sı onu alkışlayarak kenara alırken o hocasının elini sıkmadığı gibi yüzüne de bakmadı. Biz birkaç saniye ile bu şekilde yorumladık ama dedik ya taraftar patlamaya hazır volkan gibi. Eğer Alex’de yanlış yapıyorsa ona da posta koyanlar ciddi şekilde artıyor. Kaptan bunu bilmeli.

İlk 30 dakika geçtikten sonra Fenerbahçe adına oyundan çözülmeler de başladı. Yine ileriye şişirme toplar, oyunu bir bütün oynayamama ve ileriye topu aktaramama sorunu baş gösterdi. Kimsenin anlayamadığı ve oyuncuların devamlı yerlerinin değiştiği şablonlar… İlk haftaların formda ismi Kuyt’u da yoldan çıkarttık. Devamlı yeri değişen Hollanda’lı bu rotasyonlar içinde formunu da kaybetti ve 2 maçı üst üste suskun geçirdi. Bugün en verimsiz maçını izletti bize.  Gökhan Gönül’de çok etkisizdi.  Sivasspor’a 1 tane asist yaptı ki, adına hiç yakışmadı. Ortaların bir tanesi hedefi bulmadı. 

Maçın  en güzel görüntüsüne kaleci Mert imza attı. Havada uçarak eliyle tokatladığı top gecenin en güzel karesini sundu fotocular ve taraftarlar için.

Sonuç olarak Fenerbahçe kötü başlayıp iyi bitirdiğinde (Moskova maçı) olduğu gibi iyi başlayıp kötü bitirdiği bu maçta da galibiyet alamadı. Nedense ya ilk yarıları ya da ikinci yarıları çöpe atıyor takım. Umarım iyi oynuyor dediği dakikaları arttırabilir Kocaman ve talebeleri. Bu dakikaları arttıramazsak rakipleri ligde puan farkını arttıracak. Haberleri olsun…

http://twitter.com/ahmetceliksungu

30 Ağustos 2012

3 Temmuz öncesine dönemedi Fenerbahçe



Aykut Kocaman Şampiyonlar Ligi’ne kalıp, 3 Temmuz öncesine dönmek istiyoruz demişti maçtan önce. Olmadı. Aslına bakılırsa 3 Temmuz öncesine dönmenin S.Moskova engelini aşmak kadar kolay olamayacağını da anladık son 1 haftada yaşananlardan sonra. 3 Temmuz’dan bu yana istikrarlı bir politikası olmayan ve hatta kendisi de ortalıkta olmayan Yönetim’in 2 ön eleme oynanacak Şampiyonlar Ligi gibi bir arenaya yönelik stratejiyi kurgulamadıkları belli oldu. Yoksa bu kadar orta alanı boş bırakılmış bir takımı bize seyrettirmezler, Emre Belözoğlu’nun da yeri doldurulabilirdi.
Fenerbahçe’den giden transferlerin yerinin bir türlü doldurulamaması yönetsel zafiyet olduğu gibi, nihayetinde böyle bir maçtan önce Aykut Kocaman Alex sorununu da gündemden uzak tutmak veya çözebilmekte yönetimin işi olmalıydı… 

Kongrede yönetimin ağır topları gittiğinden beri yeni yönetimin de esamisi okunmuyor. Başkanın da doğal olarak henüz eskisi gibi olamadığını Antep maçında mikrofonu eline alıp, saha kenarından kadın ve çocukları susturma garabetinden anlamış olduk.
Görüldüğü gibi bu eksiklikler giderilmeden Moskova maçını kazansan da 3 Temmuz öncesine dönmek Kocaman’ın söylediği kadar kolay olmayacaktı zaten... Takımın ve Camianın henüz bu aşamaya gelmediği çok açık.

Maça baktığımızda ise, Antep maçının kadrosunu bulduk sahada. Antep maçındaki gibi Krasiç Kuyt Sow üçlüsüyle enerjik ve etkin bir Fenerbahçe izlemeye başlayacağımızı umarken Avrupa maçları talihsizliğimiz baş gösterdi ve 5.dakikada maça 1-0 geride başladık. Ardından Krasiç’in sakatlığı erken oyuncu değişikliğini getiriverdi. Oyuncu değişikliği derken, sonradan oyuna giren 3 oyuncunun da yabancı menşeli olması; transfer ettiğin yabancılarını efektif kullanamama adına yine yönetsel bir sorun olarak karşımıza çıktı.

Fenerbahçe bu sezon oynadığı diğer maçlarda olduğu gibi yine ilk 45’i çöpe attı. Hem de böylesi hayati bir maçta. Orta alanda koca bir boşluk ve o alanda topu kimsenin tutamayıp 35-40 metreden pas ya da şişirme yaptığını izlediğimiz bir 45 oldu. Yobo da bugün kötü günündeydi ve Egemen’le birlikte hiçbir şekilde topu ön tarafa taşıyamadılar. Orta alanda kimse onlardan pas almayınca, almaya gelmeyince en kısa pasları yaklaşık 30 metreden başlıyordu. Koca ilk yarıyı hücumsuz ve şutsuz bitirerek berbat bir görüntü sunduk. Ne oynadığımız bile belli değildi. Yazık oldu.

İkinci yarı özellikle orta alanda Mehmet Topal’ın geldiğinden bu yana en etkili oyununu ortaya koyması ve Alex’in de oyuna girip o bölgede top tutmaya başlamasıyla yavaş yavaş hücum bindirmelerimiz geldi. Alex’in varlığı tribündeki bizler kadar saha içindeki oyuncularında “sıkışınca Alex’e ver” şeklinde algılanacak bir rahatlamaları yaşadıkları belli oluyordu. Alex Fenerbahçe’deyse kimse Alex’in görevini Alex’den daha iyi yapamaz. Bu net olarak ortaya çıktı bir kez daha.

İkinci yarı tüm oyuncuların maçı çevirmek için olan gayreti kesinlikle takdir edilmesi gereken durumdu. Mehmet Topal ise bir harikaydı. Vurduğu şut direk yerine filelere gitmiş olsaydı gecenin adamı olacaktı. Topal’ın bu akşam ki oyunu yakın gelecekte birçok kişiyi pozitif anlamda mahcup edecek diye düşündüm.  İleride Sow’un da çok çalıştığını fakat son dakikada kendisine yakışmayan bir vuruş yaptığını da ekleyelim. Kuyt ise önceki altı maçına göre daha bir tutuktu. Bunda ise devamlı değişen pozisyonunun da etkisi var mı bilemiyorum. Sol tarafta Hasan Ali bu gece çok özveriliydi ama kesinlikle çok daha fazla güçlenmesi gerek. Kademe konularında biraz daha performansını arttırması gerekiyor.

Yine de, ikinci 45’te tonlarca girilen pozisyonda Moskova kalecisini geçebilseydik bu gece çok daha başka şeyleri konuşuyor olacaktık. Aykut Hoca hâlâ arayış içerisinde ve takımın oturması zaman alacak bu belli, fakat işi zor. Taraftar ise sabırsız. Doğaldır, taraftar çünkü onun adı. Bugün’ü yaşar. Yarını kurmak veya planlamak onun işi değildir. Bu yüzden ormana bakmaktan ziyade önündeki ağaçta gördükleriyle ilgilenir…

Maç sonunda birçok taraftar hâlâ Alex mevzusunu konuşmaktaydı ve Aykut Kocaman’a hınç doluydu.
Son sözüm ise Selçuk konusunda; yakışmadı taraftarın onu yuhalaması. Böyle önemli bir maçta çubuklu’nun kaptanı olarak çıkmış ve yaklaşık 10 yıldır bu takımda özveriyle oynayan birini ıslıklamak en hafif tabirle ayıptır. Selçuk’un oyun anlayışını, riskli oyununu beğenmezsiniz ama unutulmamalıdır ki, 10 yıldır hocaları onu oynatmakta. Onun özverisine laf edemezsiniz. Formayı giymek onun suçu değil. 10 yıldır halen Selçuk’la Şampiyonlar Ligi’ne çıkıyorsanız işte bunu tartışabilirsiniz. Başta da söylediğim gibi siz ciddi bir Avrupa Kupası yatırımı yapıyor olsanız Selçuk’un yerine de oynayabilecek bir adam koyabilmelisiniz kadronuza. Zavallı Selçuk en riskli bölgeye konuluyor ve ondan sorumluluk alması bekleniyor. Sorumluluğu da riski de alan o. Ama en sonunda günah keçisi de olan o.

Bir Şampiyonlar Ligi daha başlamadan sona erdi. Umarım bu bitiş Avrupa’da yeni zaferlerin başlangıcı olur…


30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Atatürk ve Silah arkadaşlarına ve bu Vatan için ölmeyi göze alan Mehmet’lere minnet borçluyuz. Onlar olmasaydı bugün peşinden koştuğumuz Fenerbahçe’miz de, Beşiktaş’ta, Galatasaray’da olmayacaktı…


http://twitter.com/ahmetceliksungu

26 Ağustos 2012

3 Temmuz'dan daha derin bir kaos'a doğru



Fenerbahçe’nin Gaziantepspor’la oynadığı birçok maç, tarihe farklı bir anı ile not edilmiştir. Bu anlamda bu gece de Kadıköy’de yine birçok ilk yaşandı. Aklımız o kadar karışmış durumda ki, gecenin skoru hiçbir Fenerbahçelinin aklında yok sanırım… İlgilendiklerini de düşünmüyorum zaten. Fenerbahçe camiası 3 Temmuz linçinin bir kumpas olduğunu düşünürken, bu kumpası hazırlayanların bile aklına gelmemiş gelememiş bir Alex-Aykut Kocaman kaosunun içinde buluverdi kendini…
Camiayı ısrarla Alex’ci-Aykut Kocaman’cı tercihlerine sürüklemek kimin menfaatine yarıyor bunu iyi analiz etmek gerek. Küçükken bize sorulan ama hepimizin nahoş duygularla cevaplamaktan kaçtığımız “anneni mi seviyorsun babanı mı” sorusu gibi bir şeydi bu… Alex’in heykelini dikecekken, 8-9 yıldır ona toz kondurmazken ne oluyor da, bir anda Alex’i “tu kaka” durumuna düşürüyoruz anlamak mümkün değil.  Alex gibi bir karaktere sahip oyuncu nasıl oluyor da, hocası hakkında bu tip yaklaşımlar içine girip olumsuz söylemler içine giriyor. Kimin dolmuşuna geliyor anlamak mümkün değil…  Ve içerden çıktıktan sonra aylardır takımı kucaklayamadığına, camiayı toparlayamadığına inandığım başkan ne oluyor da birden mikrofonu kapıp ta, kadın ve çocuk olsa da tribünlere ayar çekiyor? Yetmiyor canlı yayında veriyor coşkuyu… Burası yeniçeri ocağı değil, kurumsal yapıda çözeriz sorunu diyor başkan ama nedense kendisini canlı yayında tutamıyor, milyonların önünde Alex’e sopayı gösteriyor… Eee nerde kaldı sizin kurumsallığınız? Biz Alex’in sadece bir çocukça tweet’ini biliyoruz ama belli ki başkan bizim bildiğimizden elbette çok daha fazlasını biliyor içeride ama madem siz kurumsalsınız bu sorunu da TV ekranları başında çözemezsiniz. Başkan nerede diye merak ediyorduk ama mikrofonla ve kameralarla dönmesini ise beklememiştik… Sonuç hatalar zincirine bir halka da Başkan eklemiştir. Bu çıkışı hem Aykut Kocaman’ı hem de Alex De Souza’yı zor durumda bırakmıştır… Allah sonumuzu hayır etsin…
Maça dönersek, aklımızda kalanların başında Fenerbahçe’nin maça fırtına gibi başladığıydı. Moskova’da Fenerbahçe’yi ilk defa dinamik ve mücadeleci bulduk demiştik ama bu sefer Krasiç’in soldaki sürati, Kuyt ile uyumu, Sow’la efektif bir 3’lü olması, Hasan Ali ve Mehmet Topal’ın en etkili oyunları ile taraftara bize şans verin haykırışları, kalede Mert’in güvenli oyunu ve en nihayetinde Selçuk Şahin’in yıllardır bu kadar eleştirilmesine rağmen bu maçta da yürekten oynayıp maçı başarılı tamamlaması göze çarpan unsurlardı.  Kuyt’ın 6’da 6 yapması ise asla tesadüf değil ve her maç oyundan kopmaması ve devamlı arayışlarının ürünüydü. İlk yarı ilk defa süratli ve topu daha kolay dikine taşıyan bir Fenerbahçe gördük.
Şimdi bu kadar kaos’un içinde Çarşamba’yı heyecanla bekliyoruz ama Çarşamba’dan önce tüm Fenerbahçelilerin ve hatta tüm Türkiye’nin gözü Pazartesi Aziz Yıldırım Alex görüşmesine kilitlenecek…
Fenerbahçe 3 Temmuz’dan daha derin bir kaosa doğru sürüklenirken bu kaostan yine kendi dinamikleriyle çıkabilecek potansiyele de sahiptir. Yeter ki, taraftar bu oyuna gelmesin.
Aslolan Fenerbahçeliliktir…

21 Ağustos 2012

Kadıköy'de yine bir final bekliyor Fenerbahçe'yi




2 Temmuz 2011’de hak ettiği Şampiyonlar Ligi’ne 1 yıl aradan sonra girip normalleşme sürecini başlatabilmek adına Moskova’da farklı bir kadro ile çıktı sahaya Kocaman. Tartışılan Alex’i bu sefer kenara koymuştu ama Santrafor Sow’u sola, sağ açık Kuyt’u  forvet’e  Christian’ı da Alex  yapmak gibi rotasyonun da rotasyonuna gitmişti bu sefer… Yobo ile Gökhan ise çok şükür kadrodaki yerini almıştı. Bu rotasyon ilk yarıda hiçte alışık olmadığımız şekilde baskı yapan, koşan, mücadele eden ve rakip sahada basan bir Fenerbahçe izlettirmişti bize. Cılız da olsa pozisyonda bulmuştuk. Dolayısıyla ilk yarı açısından taktiği tutmuştu Hoca’nın.

Moskova süratli çıkabilen ve Fenerbahçe’nin daha fazla dikine pas yapabilen bir şablonu var. Forvetlerinde ise içimizde uhde kalan Türk Medyasının elbirliğiyle ve 3 Temmuz linçiyle kaçırttığı Emenike var. Bu süratli takımın gol bulacağı maçtan önce de, maç sırasında da aşikârdı. Öyleyse en azından ilk yarı sonucundan sonra ikinci yarının başında hocanın indirici darbeyi vurmasını bekledik. Gönlümden geçen Moskova’yı iyi bilen ve o havayı Moskova derbilerinde koklamış Caner’i sola Krasiç’i de sağ tarafa atıp Topuz’u merkeze alarak Selçuk’un alanını kapatan ve üst üste bu dördüncü maçında da verimsiz oynayan Topal’ın yerine oyuna müdahalesini bekledik... Olmadı. Tüm bunların üstüne Hasan Ali’nin kötü kademesi Egemen’in ağırlığıyla Emenike çok güzel bir gol buldu. Bu gol’ü para sayarken yakalandığını iddia eden, kemik yaşını  falan sorgulayan Türk Spor Medyasına ithaf edelim ki daha da anlamlı olsun… O Emenike oyuncu değişikliğinde Aykut Kocaman’ın elini öpüp kenara gelirken umarım o medyaya da adamlık dersi vermiştir…

Gol’ün ardından da kenardan bir değişiklik gelmedi ama Selçuk’un uzun ve görerek çıkardığı pas’da Sow müthiş bir gol pası verdi Kuyt’a. Kuyt yılın transferi olmaya namzet görüntüsünü bu maçta da devam ettirerek filelerle buluşturdu topu.  Şüphesiz Fenerbahçe’nin isyanı bu sene Kuyt’tur. Allah nazardan saklasın… Burada bir parantezde Selçuk için açmak lazım. Yanındaki Topal’a ve önünde oynayan Christian’a bakınca Selçuk’tan formayı almanın kolay olmadığını düşünüyorum. Selçuk bu özverisiyle bu mücadelesiyle hata da yapacaktır ama kim gelirse gelsin formayı da her zaman kapabilecek bir oyuncudur… Topal maalesef bu maçı da boşa harcadı. Christian için söylediğim onu Emre ön plana çıkartıyormuş söylemimi tekrarlıyorum. Bu formsuzluğuyla formayı nasıl her maçta kapıyor anlamıyorum… Hocayla arasında nasıl bir bağ var anlamıyorum. Sonuçta hangi şablonla çıkarsa çıksın bu form düzeyleriyle Topal, Selçuk, Christian olmuyor olmuyor olmuyor…



Defans bloğunda ise Yobo’nun o dörtlüye girmesi sigorta görevi gördü  ve yine hatasız oynadı. Ancak Hasan Ali’nin bırakın Şampiyonlar Ligi’ni Türkiye Ligi için bile zayıf halka olarak kaldığını söylemeden geçemeyeceğim. Sahi bir Özgür Çek vardı ne oldu? Carlos, Santos, Ziegler’den sonra sol taraf gittikçe güç kaybediyor…

Yine de sonuç olarak Fenerbahçe, yeni sezonda ilk kez bu kadar diri ve mücadeleci bir görüntü sundu. Bu alkışlanacak mücadele ve oyundan düşmeyen tempo bize ikinci maç için umut verdi.  Ancak rakibin hızlı ve dikine oyunu Kadıköy’de de gol bulduracaktır. Öyleyse burada mutlaka rakibi domine edebilecek ve hücumu düşünecek bir kadro yapısıyla sahaya çıkmalıyız. 

Son olarak bu kadro yapısının Şampiyonlar Ligi düşünülerek oluşturulmadığına olan inancım da artmaya başladı… Takım haftaya Şampiyonlar Ligine kalırsa transfer yapılacağına inanıyorum.  

Fenerbahçe bu takımı eleyebilir. Haftaya maçı kazanabilecek alan hücum hattı değil savunma hattı olacaktır. Rövanşta defansa ve taraftara düşen iş ise çok olacaktır. 
Kadıköy’de yine bir final bekliyor Fenerbahçe’yi…