Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2012

3 Temmuz öncesine dönemedi Fenerbahçe



Aykut Kocaman Şampiyonlar Ligi’ne kalıp, 3 Temmuz öncesine dönmek istiyoruz demişti maçtan önce. Olmadı. Aslına bakılırsa 3 Temmuz öncesine dönmenin S.Moskova engelini aşmak kadar kolay olamayacağını da anladık son 1 haftada yaşananlardan sonra. 3 Temmuz’dan bu yana istikrarlı bir politikası olmayan ve hatta kendisi de ortalıkta olmayan Yönetim’in 2 ön eleme oynanacak Şampiyonlar Ligi gibi bir arenaya yönelik stratejiyi kurgulamadıkları belli oldu. Yoksa bu kadar orta alanı boş bırakılmış bir takımı bize seyrettirmezler, Emre Belözoğlu’nun da yeri doldurulabilirdi.
Fenerbahçe’den giden transferlerin yerinin bir türlü doldurulamaması yönetsel zafiyet olduğu gibi, nihayetinde böyle bir maçtan önce Aykut Kocaman Alex sorununu da gündemden uzak tutmak veya çözebilmekte yönetimin işi olmalıydı… 

Kongrede yönetimin ağır topları gittiğinden beri yeni yönetimin de esamisi okunmuyor. Başkanın da doğal olarak henüz eskisi gibi olamadığını Antep maçında mikrofonu eline alıp, saha kenarından kadın ve çocukları susturma garabetinden anlamış olduk.
Görüldüğü gibi bu eksiklikler giderilmeden Moskova maçını kazansan da 3 Temmuz öncesine dönmek Kocaman’ın söylediği kadar kolay olmayacaktı zaten... Takımın ve Camianın henüz bu aşamaya gelmediği çok açık.

Maça baktığımızda ise, Antep maçının kadrosunu bulduk sahada. Antep maçındaki gibi Krasiç Kuyt Sow üçlüsüyle enerjik ve etkin bir Fenerbahçe izlemeye başlayacağımızı umarken Avrupa maçları talihsizliğimiz baş gösterdi ve 5.dakikada maça 1-0 geride başladık. Ardından Krasiç’in sakatlığı erken oyuncu değişikliğini getiriverdi. Oyuncu değişikliği derken, sonradan oyuna giren 3 oyuncunun da yabancı menşeli olması; transfer ettiğin yabancılarını efektif kullanamama adına yine yönetsel bir sorun olarak karşımıza çıktı.

Fenerbahçe bu sezon oynadığı diğer maçlarda olduğu gibi yine ilk 45’i çöpe attı. Hem de böylesi hayati bir maçta. Orta alanda koca bir boşluk ve o alanda topu kimsenin tutamayıp 35-40 metreden pas ya da şişirme yaptığını izlediğimiz bir 45 oldu. Yobo da bugün kötü günündeydi ve Egemen’le birlikte hiçbir şekilde topu ön tarafa taşıyamadılar. Orta alanda kimse onlardan pas almayınca, almaya gelmeyince en kısa pasları yaklaşık 30 metreden başlıyordu. Koca ilk yarıyı hücumsuz ve şutsuz bitirerek berbat bir görüntü sunduk. Ne oynadığımız bile belli değildi. Yazık oldu.

İkinci yarı özellikle orta alanda Mehmet Topal’ın geldiğinden bu yana en etkili oyununu ortaya koyması ve Alex’in de oyuna girip o bölgede top tutmaya başlamasıyla yavaş yavaş hücum bindirmelerimiz geldi. Alex’in varlığı tribündeki bizler kadar saha içindeki oyuncularında “sıkışınca Alex’e ver” şeklinde algılanacak bir rahatlamaları yaşadıkları belli oluyordu. Alex Fenerbahçe’deyse kimse Alex’in görevini Alex’den daha iyi yapamaz. Bu net olarak ortaya çıktı bir kez daha.

İkinci yarı tüm oyuncuların maçı çevirmek için olan gayreti kesinlikle takdir edilmesi gereken durumdu. Mehmet Topal ise bir harikaydı. Vurduğu şut direk yerine filelere gitmiş olsaydı gecenin adamı olacaktı. Topal’ın bu akşam ki oyunu yakın gelecekte birçok kişiyi pozitif anlamda mahcup edecek diye düşündüm.  İleride Sow’un da çok çalıştığını fakat son dakikada kendisine yakışmayan bir vuruş yaptığını da ekleyelim. Kuyt ise önceki altı maçına göre daha bir tutuktu. Bunda ise devamlı değişen pozisyonunun da etkisi var mı bilemiyorum. Sol tarafta Hasan Ali bu gece çok özveriliydi ama kesinlikle çok daha fazla güçlenmesi gerek. Kademe konularında biraz daha performansını arttırması gerekiyor.

Yine de, ikinci 45’te tonlarca girilen pozisyonda Moskova kalecisini geçebilseydik bu gece çok daha başka şeyleri konuşuyor olacaktık. Aykut Hoca hâlâ arayış içerisinde ve takımın oturması zaman alacak bu belli, fakat işi zor. Taraftar ise sabırsız. Doğaldır, taraftar çünkü onun adı. Bugün’ü yaşar. Yarını kurmak veya planlamak onun işi değildir. Bu yüzden ormana bakmaktan ziyade önündeki ağaçta gördükleriyle ilgilenir…

Maç sonunda birçok taraftar hâlâ Alex mevzusunu konuşmaktaydı ve Aykut Kocaman’a hınç doluydu.
Son sözüm ise Selçuk konusunda; yakışmadı taraftarın onu yuhalaması. Böyle önemli bir maçta çubuklu’nun kaptanı olarak çıkmış ve yaklaşık 10 yıldır bu takımda özveriyle oynayan birini ıslıklamak en hafif tabirle ayıptır. Selçuk’un oyun anlayışını, riskli oyununu beğenmezsiniz ama unutulmamalıdır ki, 10 yıldır hocaları onu oynatmakta. Onun özverisine laf edemezsiniz. Formayı giymek onun suçu değil. 10 yıldır halen Selçuk’la Şampiyonlar Ligi’ne çıkıyorsanız işte bunu tartışabilirsiniz. Başta da söylediğim gibi siz ciddi bir Avrupa Kupası yatırımı yapıyor olsanız Selçuk’un yerine de oynayabilecek bir adam koyabilmelisiniz kadronuza. Zavallı Selçuk en riskli bölgeye konuluyor ve ondan sorumluluk alması bekleniyor. Sorumluluğu da riski de alan o. Ama en sonunda günah keçisi de olan o.

Bir Şampiyonlar Ligi daha başlamadan sona erdi. Umarım bu bitiş Avrupa’da yeni zaferlerin başlangıcı olur…


30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Atatürk ve Silah arkadaşlarına ve bu Vatan için ölmeyi göze alan Mehmet’lere minnet borçluyuz. Onlar olmasaydı bugün peşinden koştuğumuz Fenerbahçe’miz de, Beşiktaş’ta, Galatasaray’da olmayacaktı…


http://twitter.com/ahmetceliksungu

21 Ağustos 2012

Kadıköy'de yine bir final bekliyor Fenerbahçe'yi




2 Temmuz 2011’de hak ettiği Şampiyonlar Ligi’ne 1 yıl aradan sonra girip normalleşme sürecini başlatabilmek adına Moskova’da farklı bir kadro ile çıktı sahaya Kocaman. Tartışılan Alex’i bu sefer kenara koymuştu ama Santrafor Sow’u sola, sağ açık Kuyt’u  forvet’e  Christian’ı da Alex  yapmak gibi rotasyonun da rotasyonuna gitmişti bu sefer… Yobo ile Gökhan ise çok şükür kadrodaki yerini almıştı. Bu rotasyon ilk yarıda hiçte alışık olmadığımız şekilde baskı yapan, koşan, mücadele eden ve rakip sahada basan bir Fenerbahçe izlettirmişti bize. Cılız da olsa pozisyonda bulmuştuk. Dolayısıyla ilk yarı açısından taktiği tutmuştu Hoca’nın.

Moskova süratli çıkabilen ve Fenerbahçe’nin daha fazla dikine pas yapabilen bir şablonu var. Forvetlerinde ise içimizde uhde kalan Türk Medyasının elbirliğiyle ve 3 Temmuz linçiyle kaçırttığı Emenike var. Bu süratli takımın gol bulacağı maçtan önce de, maç sırasında da aşikârdı. Öyleyse en azından ilk yarı sonucundan sonra ikinci yarının başında hocanın indirici darbeyi vurmasını bekledik. Gönlümden geçen Moskova’yı iyi bilen ve o havayı Moskova derbilerinde koklamış Caner’i sola Krasiç’i de sağ tarafa atıp Topuz’u merkeze alarak Selçuk’un alanını kapatan ve üst üste bu dördüncü maçında da verimsiz oynayan Topal’ın yerine oyuna müdahalesini bekledik... Olmadı. Tüm bunların üstüne Hasan Ali’nin kötü kademesi Egemen’in ağırlığıyla Emenike çok güzel bir gol buldu. Bu gol’ü para sayarken yakalandığını iddia eden, kemik yaşını  falan sorgulayan Türk Spor Medyasına ithaf edelim ki daha da anlamlı olsun… O Emenike oyuncu değişikliğinde Aykut Kocaman’ın elini öpüp kenara gelirken umarım o medyaya da adamlık dersi vermiştir…

Gol’ün ardından da kenardan bir değişiklik gelmedi ama Selçuk’un uzun ve görerek çıkardığı pas’da Sow müthiş bir gol pası verdi Kuyt’a. Kuyt yılın transferi olmaya namzet görüntüsünü bu maçta da devam ettirerek filelerle buluşturdu topu.  Şüphesiz Fenerbahçe’nin isyanı bu sene Kuyt’tur. Allah nazardan saklasın… Burada bir parantezde Selçuk için açmak lazım. Yanındaki Topal’a ve önünde oynayan Christian’a bakınca Selçuk’tan formayı almanın kolay olmadığını düşünüyorum. Selçuk bu özverisiyle bu mücadelesiyle hata da yapacaktır ama kim gelirse gelsin formayı da her zaman kapabilecek bir oyuncudur… Topal maalesef bu maçı da boşa harcadı. Christian için söylediğim onu Emre ön plana çıkartıyormuş söylemimi tekrarlıyorum. Bu formsuzluğuyla formayı nasıl her maçta kapıyor anlamıyorum… Hocayla arasında nasıl bir bağ var anlamıyorum. Sonuçta hangi şablonla çıkarsa çıksın bu form düzeyleriyle Topal, Selçuk, Christian olmuyor olmuyor olmuyor…



Defans bloğunda ise Yobo’nun o dörtlüye girmesi sigorta görevi gördü  ve yine hatasız oynadı. Ancak Hasan Ali’nin bırakın Şampiyonlar Ligi’ni Türkiye Ligi için bile zayıf halka olarak kaldığını söylemeden geçemeyeceğim. Sahi bir Özgür Çek vardı ne oldu? Carlos, Santos, Ziegler’den sonra sol taraf gittikçe güç kaybediyor…

Yine de sonuç olarak Fenerbahçe, yeni sezonda ilk kez bu kadar diri ve mücadeleci bir görüntü sundu. Bu alkışlanacak mücadele ve oyundan düşmeyen tempo bize ikinci maç için umut verdi.  Ancak rakibin hızlı ve dikine oyunu Kadıköy’de de gol bulduracaktır. Öyleyse burada mutlaka rakibi domine edebilecek ve hücumu düşünecek bir kadro yapısıyla sahaya çıkmalıyız. 

Son olarak bu kadro yapısının Şampiyonlar Ligi düşünülerek oluşturulmadığına olan inancım da artmaya başladı… Takım haftaya Şampiyonlar Ligine kalırsa transfer yapılacağına inanıyorum.  

Fenerbahçe bu takımı eleyebilir. Haftaya maçı kazanabilecek alan hücum hattı değil savunma hattı olacaktır. Rövanşta defansa ve taraftara düşen iş ise çok olacaktır. 
Kadıköy’de yine bir final bekliyor Fenerbahçe’yi…


2 Ağustos 2012

Hazırlık maçı kıvamında oynayınca...




Kaç sene geçerse geçsin, hangi transferi yaparsanız yapın en sonunda sezon başında Şampiyonlar Ligi gibi prestiji çok büyük arenaya yine Genç Semih ! ile başlıyor ve 10 Milyon Avro’luk Sow’u ve alternatif forvetiniz Bienvenu’yu de kenarda oturtuyorsanız birşeyler yanlış gidiyor demektir...

Aykut Kocaman’ın 11 tercihi, Semih dışında takıma yeni katılan 4 oyuncu ile daha birleşince Fenerbahçe’nin oynadığı ön eleme maçı, bir anda hazırlık maçı kıvamına geldi. Küçümsediğimiz rakip kendi sezonunda 4.resmi maçını oynamaktaydı oysa. 90 dakika Fenerbahçe’den daha diri ve derli toplu gözüktüler ve devamlı önde baskı yapıp, ne sıcak havadan ne de deplasmandan etkilendiler...

Yukarıda dediğimiz gibi Hoca; yeni transferler ve Semih sürpriziyle geçen senenin takımından % 50 daha farklı bir tertip sahaya çıkarınca ve buna eskilerden Stoch, Christian ve Alex’in silik futbolu eklenince yine koskoca bir 45 çöpe gitmiş oldu... İlk yarı gözümüze batan en net tespit orta alanda devamlı Emre’yi aradığımız gerçeğiydi. Emre’nin ataklarında topla buluşup oyunu yönlendirmesini ve rakip akınlarında da oyunu karşılamasını çok aradık durduk. Umarım bu arayışımız tüm sezon boyu sürmez. Uzun yıllardır Appiah gibi bir oyuncu bulamamanın yanında şimdi de Emre’yi  kaybettik. Bu takımın çok acil Emre gibi oyunu 2 tarafta da oynayabilecek bir isme ihtiyacı var. Bu orta alanla değil Şampiyonlar Ligi Sezon bile zor gider.  Orta saha o kadar boştu ki, Romen ekip çok rahat bir deplasman maçı çıkardı. 90 dakika eksik oynadığımızı ve hatta deplasmanda olanın biz olduğumuzu düşündüm. Christian’ın attığı şutlar geçen sene etkili oluyordu ama bu 90 dakika boyunca ne Christian ne Stoch ne de diğerlerinden bir tane şut dahi çıkmadı. Topal’ı ise sahada doğru düzgün hiç göremedik. Devamlı geriye kaçıp durdu.

Böyle bir ön eleme maçında birlikte sadece 2 maç oynayabilmiş 4 yeni oyuncuyu Kadıköy’e ilk kez çıkartmak pek doğru bir tercih olmadı herhalde. Premier Lig tecrübeli Kuyt’un dışında yenilerin tamamında çok ciddi heyecan, panik ve telaş vardı. Kuyt içinse ayrı bir parantez açmak gerek. Tüm oyuncuların vasat altı oynadığı bir maçta gözümüze çok hareketli gözüktü. Arkadaşlarından daha fazla istekli daha fazla koşan ve çabalayan isim olarak göze çarptı.

İkinci yarı yapılan ufak bir dokunuş takımı hareketlendirmiş gibi gözükse de sol tarafta da bu değişiklikler zaman geçmeden yapılabilirdi. Evimizde oynadığımız maçta daha atak ve agresif oynamamız gerektiği gerçeğinden hareketle belki Caner başta tercih edilmeli ve hatta Stoch’un yerine değil Hasan Ali’nin yerine oyuna girmeliydi. Kayserispor’dan gelip 2 maç sonunda 50 bin seyirci karşısında Fenerbahçe formasını giymek çok kolay değil...

Kabul etmek gerekir ki, Temmuz ve  Ağustos’ta maç oynamak çok zor ve riskli bir iş. Bunun örneklerini önceki yıllarda çok yaşadık ama tüm bunlardan da ders almak gerekiyordu. Dün akşama çok yazık oldu. Mayıs ayında jop darbeleri, göz ve gaz yaşlarıyla bıraktığımız Saraçoğlu’na Başkanımızla birlikte dönüş yaptığımız bir gecede coşkulu bir futbol ve galibiyet çıkarmak gerekiyordu. Bekir’in attığı gol umuda tutunmak ve Kadıköy’ün büyüsü adına gecenin ışığı oldu.

Fenerbahçe’nin layık olduğu yer Şampiyonlar Ligi olmalıdır  ama 3 Temmuz sürecinin  2.yılında Fenerbahçe Yönetimi futbol takımına olan konsantrasyonunu arttırmalıdır. Yönetim yaşananların futbol takımının ve taraftarın üstünden çekip almalı ve futbolcuların ve taraftarın sadece sahaya odaklanmaları sağlanmalıdır. Aksi durumda sportif başarının grafiği aşağı doğru bel vermesi kaçınılmazdır.

Son sözüm ise taraftara; kabul, her türlü süreçte omuz omuzayız ama asli yeri tribünler olan taraftarın uzun zamandır futbolcuları ateşleyen agresif etkili ve coşkulu tezahuratlarını rakibi boğan ve baskı altına alan protestolarını özlediğimi hissediyorum...