20 Kasım 2011

Kriztian


4 Temmuz'da başlayan toplumsal Fenerbahçe linci'nin son halkasını geçen hafta Seyrantepe'de bir milli maçta yaşadıktan sonra, tekrar mabede, bağrımıza basmaya döndük çubuklu sevdalılarımızı...

Maçın başında, lüzumsuz bir protesto gösterisi sunmaya kalktı kale arkasındaki gönüldaşlar. Gereksiz bir “deplasmanıma dokunma” protestosuydu ki, şu anda Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu duruma uygun olmamakla birlikte zamansız bir tepkiydi bu. Hemde tribünleri boşaltmak gibi oyuncuların konsnatrasyonu bozma pahasına... Fakat aynı tribünün “1 Volkan'dır Fenerbahçe” pankartı ise çok anlamlıydı bizce...

Böyle başladı gece. Misafir takımın bandosu ayrı bir tat verirken tribünlere, Aziz Başkan'a ettikleri küfür ise, bandonun arkasına gizlenmiş çirkin yüzleriydi belki de ... Bel altı vurmak bu olsa gerek. Futbol erkek oyunu ise, mertçe oynamak lazım bu mereti, hem sahada hem de tribünlerde...
Alex'in maestroluğunda hızlı başladı oyuna Fenerbahçe. Bu maçta da 2 sakat bırakmıştı kenarda yine. Ziegler ve Yobo yoktu ama Alex 2 maç oynamayarak ve Milli maç arası oldukça dinlenmişti. Boral, ilk kez 11'deyken, nöbetçi'nin ise nöbeti vardı kulübede...

İlk ataklar Fenerbahçe'den geldi. Bienvenu'nun Kadıköy'e alışması adına güzel bir gol vuruşu oldu kafası. Ama golden daha rahat bir pozisyonu dışarıya yollaması içine Guiza kaçmış gibiydi Allah korusun. Gösterttiği kırmızı kart iyiydi ama Fenerbahçe'nin hâlâ bir Niang'ı, bir Emenike'si veya rakiplerindeki gibi bir Baros'u, Elmander'i veya Almeida'sı yok...

20.dakikada iş farka gidecek ve biz bu sefer maçın sonunu rahat rahat izleyeceğiz diye düşünürken, ilk yarı bozuk para harcar gibi harcadı oyuncular pozisyonları. Dakikalar ilerleyip, Fenerbahçe atamadıkça Es-Es'lerin direnci artmaya bizimkilerin temposu düşmeye başladı. Kenarda Aykut Hoca'da derman olamayınca Es-Es'ler yüklenmeye başladılar. Özellikle 60.dakikadan sonrası kâbus'a döndü. Sivas'ta kabul edilebilir bir kötü oyun vardı tamam ama bu sefer ilk defa Fenerbahçe orta sahasını bu kadar buyurgan izledik. Özellikle Emre ile Gökhan'ın tartışmasından sonra gerilen sinirlerin maçın önüne geçmeye ve işlerin kötüleşmeye başladığını gördük. Bu dakikalarda Aykut Hoca'nın kenardan oyunun kontrolünü eline almasını oyuncularını sakinleştirmesini beklerdik.

Fenerbahçe'de Christian diye bir oyuncu var. Gittikçe “Kriz-tian” olmaya başladı. 2 yıldır bu oyuncuyu eleştirip duruyorum. Kocaman'ın kontenjanındanmıdır, Alex'in kankalığındanmıdır nedir bilmem ama bu kadar vurdumduymazlık olamaz. Sezon başı biraz kıpırdadı diye beğenmeye başlayanlar var ama 3 yıldır 5.nci viteste oynayan Gökhan sakatlanıp 2 kez tekledi diye vurup duruyoruz. Bu ne yaman çelişki ? Yürüyerek oynaması bir yana, 10 kişi kalmış rakibine bile atağa kalkma zahmetini göstermiyor. Emre'yle birlikte çok fazla arkaya yaslanıyorlar. Bu da Fenerbahçe'nin hücum gücünü çok düşürdüğü gibi, hızlı çıkmasını da engelliyor. 60-70'ten sonra zaten, Gökhan-Topuz ikilisi yavaşlamaya başlıyor, Alex presi koymuyor böylece rakip çok rahat geliyor. Hele 70'ten sonra Fenerbahçe'mi 10 kişiydi Eskişehir'mi bilemedik...

Solda, Uğur Boral maçtan çok kopuktu ama Boral'ın çıkması Caner'in yerini kıpırdatıyor. Aykut Hocam ne olur Caner'in yeriyle oynama. Orta sahanın en çalışkan en dinamik adamını geriye alınca önünede mücadele etmeyen Stoch'u verdikten sonra Es-Es topyekün bizim kaleye gelmeye başlamış oldu...

Yobo bugün yoktu ama Bekir, herhalde geldiğinden beridir en iyi oyununu oynadı Bilica ile. Bilica bile ilk defa derli topluydu bugün. Maçtan sonra bir dostum aradı; “abi biz Sezer, Orhan, Serdar diye oyuncular almamışmıydık, nerde bunlar diye sordu” sahi nerdeydi bunlar ? Sakatlar, cezalılar, formsuzlar derken çok daraldı kadro. Yük aynı oyunculara çok binmeye başladı.

Maç sonu kaçmakta olan 3 puanı ise 90'da Volkan'ın ellerine tutundu...

4 Kasım 2011

27'de 1 olur böyle şeyler

Fenerbahçe, kaptanını ve onunla birlikte bütün enerjisini haftanın kapanışında bırakınca yeni haftanın açılışına çıktığı zorlu Sivas deplasmanında rekorunu da bırakmış oldu...

Rekor falan önemli değil elbette, mutlaka birgün yenilecekti Fenerbahçe. 3 Temmuz'dan beri süre gelen mücadelenin yeniden şarj olabilmesi için belki böylesi kötü bir futbolla gelen mağlubiyetlere de ihtiyaç var... Yeniden silkelenip kendine gelmek için. Hem futbolcu, hem taraftar hem de camia için...

Geçen hafta 10 kişi maça başlamak, haftanın hem kapanışını hem açılışını yapmak yüksek rakımda soğuk havada, kaygan zeminde zorlu bir rakibe karşı ofsayttan bir golle mağlup başlamak maçın ne kadar zor geçeceğinin de habercisiydi. Üstelik Ziegler'in sakatlanıp çıkmasıyla takımın en formda ikilisinin kurgusu da bozulmuş oldu. Ziegler sakatlanıp Caner'in beke geçmesiyle sol taraf da şalteri indirmiş oldu Stoch'la... Stoch'un irtifa kaybı devam ediyor. Üstelik Semih'e salladığı F.ck Off'da cabası.

Stoch maçın kötülerinden biriydi diyeceğim ama maçın iyi bir adamı yoktu Kanarya'da...Geçen hafta 10 kişiyle 11 kişilik oynayan takım gitmiş, yerine 11 kişiyle 9 kişi oynayan bir takım gelmişti. Burada Sezer ve Christian ise gizli özne olarak görev yapıyorlardı... Çünkü oyunda hiç gözükmediler. Sezer ikinci yarı soyunma odasında haklı bir kement yedi hocasından, sonra da Christian çıktı ama takımın 11'ini değiştirme şansı yoktu Kocaman'ın...

Hoca rotasyon yapmadı diyen çıkar mı bilmiyorum ama kulübeye bakıyorum da maçı çevirebilecek bir tane oyuncu göremiyorum. Kadro dar, sakat, cezalı çok olunca 3 günde bir maçları da çevirmek zor oluyor...

Sonuç olarak Fenerbahçe kötü oynadığı bir maçı 1'i ofsayttan yediği 2 golle kaybetti. Kale içinden 2 top çıkarttı. Koca 90 dakika boyunca biri 53'de diğeri 69'da sadece 2 şut çekebildi. 90+'larda olmak üzere ancak 2 tane pozisyon yaratabildi... Hiç değilse takımın daha fazla şut çekmesini beklerdik bu zeminde...

Sivasspor'u tebrik etmek gerek. Onları izlerken geçen haftaki Fenerbahçe'yi izler gibiydim. Çok inançlı, konsantre ve mücadeleciydiler. Sahanın her yerine koştular ve hep ayakta kaldılar...

Bu sene biz takımı da hocayı'da eleştirmiyoruz. Bu sene mücadelemiz farklı. Geçen hafta dedik ya kazanılan puan'da kaybedilen puan'da 2'yle çarpılacak. Sezon sonu 2 kere şampiyon olacak Fenerbahçe...

Neyse, bir musibet bin nasihattan iyidir. Fenerbahçe'yi şampiyonluğa taşıyan böylesi kötü bir Yeni Malatyaspor yenilgisiydi... Umarım bu mağlubiyet de yeni bir 27'nin habercisi olur...

1 Kasım 2011

Aytekin Durur, Fenerbahçe Durmaz

Çok uzun zamandır sahaya bu kadar bilinçaltı bir önyargı ile çıkmış bir hakem görmemiştim... Bir haftadır Galatasaray'dan özür dileme telaşına düşen MHK, futbol kamuoyunu etkilemek adına hiçbir fırsatı kaçırmayıp, her daim futbol medyasını ve hakem camiasını Fenerbahçe aleyhine tahriklerle tetikleyen Hınç-al ve yandaşları takdire şayan şekilde bu gece görevlerinin başarıyla ifa ettiler. Hakemin bu geceki berbat ötesi performansında bu isimler başroldeydi... Hakemin akıl tutulması yaşadığı maç boyunca verdiği tüm kararlar pozisyondan 5 saniye sonra gelişiyordu.

Fakat zor oyunu bozar. Sahada 10 cesur yürek, tribünlerde on binlerce çubuklu sevdalar bugün Kadıköy'ün bahçesinde bir Fener gibi ışıldayarak bir kez daha küllerinden doğurdu Fenerbahçe'yi...

Artık Fenerbahçe'nin kazandığı her maç 6 puan, kaybettiği her maç 6 puan'dır. Rakipleri 1 yenerken Fenerbahçe 2 kere yenecektir. Volkan'ın dediği gibi bu sene yenilmek yok. Sene sonunda rakipleri 1 kere şampiyonluğu kaybedecekse Fenerbahçe 2 kere şampiyon olacaktır...

Son sözüm taraftara... Tribünler yine günündeydi... Bir spor kulübünün taraftarları ile her branşta bu kadar bütünleştiği başka bir kulüp yoktur herhalde yeryüzünde. 3 Temmuz'dan bugüne hergün dolu dolu Fenerbahçe'yi yaşayan milyonlarca Fenerbahçe'liye helal olsun...

24 Eylül 2011

Fener Kay'seriyi bozmadı


  
Fenerbahçe 6.dakikada sezona fırtına gibi giren Caner'in güzel vuruşuyla golle başlayınca bu sefer stressiz bir 90 dakika izleyeceğimiz sandık. Ama yanıldığımız birkaç dakika sonra ortaya çıktı; bize rahat maç hiç yoktu ki...

Sezonda 4 haftayı geride bırakan sarı lacivertliler henüz ne hafta sonu bir maç yaptı ne de kendi -standart- taraftarı önüne çıktı. 11 günde 2'si en zor deplasman diğer'i cezalı maçlarda verilmeyen son saniye golüne rağmen 10 puanla müthiş bir başlangıç yaptı. Bu kadar kaotik bir ortamda hangi futbolcunun neyi nasıl yaptığına çok da teknik anlamlar yüklemek futbol'un insani yönünü dışlamak demektir...

Fenerbahçe'nin 3 Temmuz'dan beri hangi eylemi normal şartlar altında diye ifade edilebilir ki bu maçını da normal bir şekilde eleştirelim...

Galatasaray'a yeni takım diyorlar ya gülüyorum; dün akşam sahaya çıkan 11'de hangi oyuncuyu geçen senenin şampiyon kadrosunda gördünüz ? Orhan, Bekir, Bilica, Ziegler, Caner, Özer, Gökay, Sezer, Bienvenu... Hangi takımın yeni olduğuna birkez daha karar vermek lazım. Sezonun 4. haftasında İlk 11'de çıkan oyuncuların ilk defa birbiriyle oynadığı bir maçtı bu.

Maça dönersek adettendir yorumlayalım; 2,5 günde maç yapmanın yorgunluğu Alex de çok net bir şekilde gözüküyordu. Alex'in durgunluğuna ilave, orta sahada hem Gökay'ın, hem Özer'in hem de Christian'ın yaratıcılığı eksik oyun anlayışları gol umudu Bienvenu ile arka tarafının konya ovası kadar büyük bir boşluk oluşmasına neden olmuştu ve topların hiçbiri Henri ile buluşmuyordu. Gözlerimiz hep Emre'yi aradı durdu. Alex formsuz ve Emre'nin yokluğunda orta alanda beyni ile ayaklarına istediği komutları verecek akil bir futbol adamına ihtiyaç vardı elbet. Bu yüzden maçın büyük bölümü Ambrabat ile Fenerbahçe defansı arasında geçti. Burada da devreye Joseph Yobo girdi. Nijeryalı'nın soğukkanlı premier lig tecrübesi ile tüm toplara zamanında müdahalesi Volkan'ın kalesinde gol görmemesini sağladı. Bu kadar topçunun gittiği bir dönemde en azından Yobo'nun takımda kalması önemli bir teselliydi bizim için.

Maçta diğer göze batan isim ve geçen maç yazımda sezonun en önemli transferi olacak galiba dediğim Caner'in bitmek bilmeyen enerjisi ve topu rakip alana taşıma arzusu ve emekleri 3 puan'ı almaya yetti. Caner, geçen sene onu sol beke mahkum eden kaderine inat bir performans koyuyor ortaya. Koşuyor, mücadele ediyor, şut çekiyor, orta yapıyor ve dikine oynuyor. Hata yapmıyor mu evet ama bu kadar sorumluluk alan adamın bu hakkı bizce var. Elbette son pozisyonlarda akıl tutulmasına düştüğü anlar olmuyor değil, ama maç temposunu buldukça yakında Caner'i milli takım'da bile göreceğiz. Yeter ki giymeye başladığı formanın kıymetini unutmasın...

Sonuçta Fener kazanıyor. Deplasmandaki müthiş seri sürüyor. 11 deplasman üst üste kazanmak müthiş bir olay.

Neyse, son sözüm, Fenerbahçe taraftarına. Gecenin diğer önemli ismiydi 12 numara. Şartlar ne olursa olsun, sarı ile lacivert arma nerede olursa olsun 12 numara oraya hızır gibi yetişiyor. İster çocuk, ister kadın, ister öğrenci, ister işadamı.

Sarı lacivert yürekler hep çubuklu için birleşiyor. Gün, birleşme zamanı...

21 Eylül 2011

Bu sevda bitmez gönüllerde

Bu maçın yazısına nereden başlanmalı bilmiyorum. Ancak sonunu nasıl yazacağımı biliyorum. Öyleyse son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. İlk defa bu maçta tuttuğum takımın puan kaybetmesinden daha çok birileri için üzüldüm. O da, belki de çoğunluğu hayatlarında ilk kez maça gelenlerin oluşturduğu minik yüreklilerin ve annelerinin maç sonu üzülmelerine üzüldüm... Yoksa bunca badireden geçen takımın 2 puan bırakmasının ne önemi var...

Kimilerinin ille de kupayı da istiyoruz şımarıklıklarına rağmen, kimilerinin de çok iyi transferler yaptık böbürlenmelerine rağmen stadlarının yarısını dolduramadığı bir ortamda gecenin bir vakti iş günü okul günü demeden 45 bini aşkın sarı lacivert çoluk çocuk koşarak geldiler mabede desteğe. Bu çoluk çocuğa, annelerimize, genç kızlarımıza ne kadar teşekkür etsek, ne kadar övünsek azdır... Şimdi çok daha iyi anlaşılmıştır neden Fenerbahçe büyüklüğü başka birşeydir adı konulamaz dendiği...

Fenerbahçe futbol takımı ve camiası 3 Temmuz'dan beri önce şok, sonra toplumsal linç ve dışlanma sonra da camiası tarafından kimselere nasip olamayacak bir sahiplenme süreci içinden geçip yoluna devam ediyor. Geçen maç yazımızda Aykut Kocaman'ı ön plana çıkarttık. Çünkü hiç şüphe yok ki, gollerde bile düşünceli görüntüsünü bozmayan bu soğuk ama yüreği Fenerbahçe sevgisiyle dolu Kocaman adam bu dönemde yönetimden daha çok sorumluluk almakta ve takımına önderlik etmekte olan bir isimdi. Bu önderlik neticesinde de, onun takımı duruşunu ve direncini daha da kenetlenerek arttırmaktaydı.
 
Bu maçta ön plana çıkan şey ise, elbet dünyada belki de eşi benzeri olmayan çoluklu çocuklu kadınlı teyzeli, 45 bin kişilik farlı bir topluluk önünde sunulan bir futbol gösterisiydi. Futbolcuları eleştirmeden önce bu yaşananları unutmamak, detayları da gözden kaçırmamak gerekiyordu. Üstelik takımın yarısını gönderdikten sonra ve sakatlar ordusuna her maç ayrı bir isim daha katılıyordu. Federasyonun madem kümede kaldınız, öyleyse 11 günde 4 maç oynayın işkencesi de cabasıydı tabi.

Antep'te çok daha farklı oynayan Fenerbahçe, karşısında çok daha sert ve dirençli bir rakip bulunca ilk yarı ciddi anlamda zorlandı. Bu maçta orta alan diye bir şeyin olmadığını Selçuk daha maçın başında sakatlanıp çıkınca anlamış olduk. Ne kadar eleştirsekte gerek Selçuk'un, gerekse de Topuz'un o alana bir direnç bir enerji, bir baskı kattıkları kabak gibi ortaya çıkmış oldu. Dia'nın golü güzeldi evet ama oyunun kendi sahasında oynanan kısmında hiç yok. Christian'ın maçta olup olmadığını anlamak oyuna bir katkı sağlamak adına ne yaptığını anlamak mümkün değil. İleride Semih ve Alex'in zaten pres koymadıklarını biliyoruz. Gökay'ın da tek başına ordan oraya koşması fayda sağlamayınca Manisaspor oyunun başından sonuna kadar orta alanı çok rahat geçtiği gibi, ileride de Fenerbahçe'ye devamlı önde kalabalık basarak top yaptırmadılar.

Manisaspor'un ikinci yarıda 10 kişi kalması koşmayan Fenerbahçe'nin oyunu dengelemesine yetebildi ancak. Caner her hafta performansını arttıyor, golde çok akıllıca davranıp Dia'ya yaptığı asist güzeldi. Maçın sonuna kadar oyunun içinde olan ve devamlı üretmeye çalışan da oydu. Sadece son topları zekasıyla birleştirip finali becermesini de bekleyeceğiz Caner'den. Oynadıkça bunu başaracağını Ziegler'le iyi bir ikili olacaklarına inancımız mevcut.Bu senenin en faydalı transferi Caner olabilir.

Defansta en temel sorunun ağır ve riskli Bilica'dan sonra sağbekte yaşandığı malum. Geçen sene oynadığı birkaç maçta beğendiğimiz Okan Alkan'ın bu yoklukta neden transferine izin verildi bilmiyorum ama keşke o olsaydı. Orhan Şam'ı oynadığı ilk Kadıköy maçında eleştirmek ise doğru olmayacaktır.

İkinci yarı bağıra bağıra gelen Manisaspor golünden sonra maçın bitmesine çok uzun bir süre daha olmasına rağmen, Fenerbahçe'den görmeye alışık olmadığımız bir panik geldi. Tribündeki çoluk çocuğun kakafonik uğultusundanmıdır, yoksa sahada birbiriyle ilk defa oynayan oyuncuların fazlalılığından mıdır nedir bilinmez ama bu panik Fenerbahçe'nin son vuruşlarındaki son toplarındaki akıl tutulmasını da beraberinde getirdi. Alex'in bile bundan etkilendiğini gördük.

Sonuç olarak bu ligin boyu çok uzun. 2 puana üzülmeye gerek yok. Telafisi de mutlaka olacaktır.

Başta da belirttiğim gibi minik kalpleri sarı ile laciverte boyanmış çocuklar için üzüldüm.Ama inanın çocuklar, çocuklar inanın. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler...

Meraklısı için not ;

Oynanan maç sayısı :3
Verilmeyen penaltı sayısı : 2
Verilmeyen gol sayısı : 1

17 Eylül 2011

Sen bizim KOCAMAN gururumuzsun



Fenerbahçe'yi tarihinde şampiyon yapan 2.Türk Hocası bu haklı gururun üstünden sadece birkaç gün geçtikten sonra kendisini ve takımını toplumsal bir lincin içinde buluverdi. Şampiyonluk günü soyunma odasında futbolcuların tezahuratına “artık daha fazla dayanamayacağım” diyerek yumruk şov yapan genç hocanın sezon içinde 18'de 17 yaparken nasıl da kan ve ter akıttıklarını ve yaşadıkları stresi en iyi özetleyen enstantaneydi bu. Ve bu yumruk şov'dan beri geçen 4 aylık süre içinde vakur duruşunu bir gün bile bozmamış hocası, Brezilya. Uruguay ve Senegal Milli takım oyuncularını kaybetmiş, büyük umutlarla alınan santrafor'una forma bile giydirememişken, haksız şekilde devler liginin dışında bırakılırken Emre, Gökhan, Serdar, gibi Milli oyuncularından da yoksun başlıyordu sezona.

İşte tüm bu kaotik ve talihsiz başlangıç sonrası, ligin en zor deplasmanlarından birinde çok önemli bir oyuncusunu daha sedyeyle kenara getirdiklerinde hiç düşünmeden oyuna Uğur Boral'ı aldı Kocaman. Bu hamlenin kendisine geçen sene şampiyonluğu açan, tüm oyuncularından yararlanma ilkesi olduğunu biliyordu şüphesiz. Eldeki tüm oyuncularını kullanıyor hepsine sonsuz güven veriyordu Kocaman. Hepimiz o anda Dia'yı beklerken geçen haftanın formsuz ismini kesip, Boral'a görev verdi. Boral'da oyuna girer girmez skora katkısını yaptı.Yorulduğunu ve kondüsyonunun yetmediğini görünce de eyyam yapmadan onu kenara almasını bilerek her futbolcuya çalışın ve hazır olun ve bu takımın bir parçası olun talimatını vermiş oldu.

Sonuç olarak Fenerbahçe, Kocaman Hoca'sıyla rekorlar kırmaya devam ediyor. 2,5 aydır kolay kolay kimsenin altından kalkamayacağı çok büyük bir sınavdan dik ve vakur duruşuyla ve başarıyla çıkan hocamız, maç sonunda bizim de konuşacağımız günler gelecek elbette derken, belli ki şampiyonluklarına, emeklerine laf atanlara bir mesaj veriyordu ve birgün laf attıkları dilleri yutacaklarını söylüyordu adeta... Bu 2,5 ayda yönetimin bile beceremediğini o beceriyordu, futbolcularıyla kenetlenip camiaya liderlik ederek...

Maç'a dönersek Alex merkezli oyun kurgusunda bir değişiklik yok. Alex'in müthiş performansında da değişiklik yok ve hâlâ onu seyretmek büyük bir zevk. Penaltıyı kaçırırken bile kral... 300.ncü maçına çıkmış kaptan. Dilerim 300 maç sonra da hâlâ Fenerbahçe'nin emektarı olur saha dışında veya içinde...Kurgu aynı dedik oyuncular farklı. Yeni transferlerden yabancı olanları sahadaydı ve yenilerin eskileri aratmayacağı izlenildi. Özellikle Ziegler'in oyun disiplini, skora yönelik hücum katkıları ve Caner'le uyumu harika, asistleri mükemmeldi. Ziegler'in performansından mı bilinmez ama Caner bile Fenerbahçe'de ki en iyi performansı ortaya koyarak gecenin en çalışkan en verimli oyuncularından biri oldu.Yıllardır Gökhan'la sağ tarafta yakaladığımız etkinliği dilerim Ziegler'le solda da kurarız.

Sağ tarafta Topuz sakatlanmadan önce de o bölgede bir sakatlık yaşanıyordu zaten. Sol taraf ne kadar işliyorsa sağ tarafta o kadar kısırdı Bekir ve Topuz'la. Topuz'un sakatlanmasıyla ters ayaklı Uğur oraya girince birden aklımıza sağ ayağıyla yıllarca sol bek oynayan Ümit Özat geldi aklımıza. Defans göbeğinde Bilica istekli ama sakarken, Yobo auta gidecek diye bıraktığı topta çok şımarıktı. Aynıı pozisyonu Premier Lig'de olsa acaba yaparmıydı sormak isterim. Orta alan hamallarından Christian geçen seneye göre çok daha çalışkanken Selçuk'un hatalı pas sayısında ise bir azalma görülmedi.
İleride genç !! Semih'in aklı Bienvenu'demiydi bilinmez ama tutuk ve güçsüz gözüktü. Yeni transfer Bienvenü'nün insanın içinden geçen süratli ve güçlü halini görünce insan, ne Emenike'nin ne de Niang'ın gidişine üzülüyor. Bu kara boğa şimdiden çok can yakacağını gösterdi. Bienvenu diyoruz sana Bienvenu...


Neyse, artık futbol konuşacak diyordu Lig Tv; konuşalım elbet. Fenerbahçe geçen sene sahada ne söylüyorsa aynısını konuşmaya devam ediyor. Rekorlar da geliyor...

Şampiyonluk kupasını isteyenler, kupayı istiyorsanız gelin, yenin, alın....

17 Ağustos 2011

Nurnberg Fenerbahçe maçı sonrası

1,5 aydır üzerlerine çöken ağırlıktan sonra ilk defa hafiflemiş olarak bir maça çıktı sarı lacivertliler. Maçtan daha çok, beraber olmak önemliydi gönül verenler için. İster tribünde, isterse iftar vakti ekran başında, yine kenetlenerek izledik hep beraber sarı lacivert armayı...

Rakip Bundesliga'yı geçen sene 6.bitirmiş Nürnberg'di...

Bundesliga temsilcisini sahasında yenmek önemliydi. Bu maçtan sonra Fenerbahçe tekrardan şampiyon olduğunu hatırlayacak ve Kocaman hocamızın dediği gibi 9 Eylül'de Şampiyon olarak dönecekti yeşil sahalara.... Futbolcular da Şampiyonlar Ligi havasına girecek, yeniden güveni tazelenecekti artık...

Yobo, Santos, Lugano, Emre... Kadroda olmayan çok önemli eksiklikler olarak göze çarpıyordu. Ama medyanın geçen hafta ısrarla alemciler diye damgaladığı Niang sol tarafta her topu alışında rakibini ekarte etmeyi başarıyor, füze gibi şutlar çıkartıyor ve ilk 45'e güzel 2 gol bırakıyordu birisi Dia'nın nefis asistinde...

İlk yarıdaki Fenerbahçe'nin oyunu ve Volkan'ın tüm doksan'a yaydığı müthiş performansı maçı kazandırdı şüphesiz. Volkan demişken, hâlâ çok formda gözüküyor. 3 tanesi ilk yarıda olmak üzere 5-6 müthiş top çıkarttı.

Aykut hoca böyle iyi bir rakip bulmanın da etkisiyle 8 oyuncusunu değiştirdi ilk yarı sonunda. Fenerbahçe formasını yeni giyenlerle geçen sene fazla giyemeyenlerin karma olduğu bu devrede oyuncuların kollektif yapıdan daha fazla bireysel çıkışlar sergilediğini gördük.
Böylece bu yarıda top devamlı rakibe geçti ve Bundesliga temsilcisi ikinci yarı çok önemli pozisyonlarda Volkan'ı geçemese de pozisyonların daha çok sahibi olarak futbol açısından ezdi Fenerbahçe'yi... İlk yarıdaki Dia, Niang, Alex hücum zekasına hiç erişemedi ikinci yarı da Kanarya.

Fazla eleştirecek halimiz yok elbet. Ama yenilerin üzerindeki çekingenliği atamadığı çok belli. Hemen hepsinin titrek hali yüzlerinden okunuyordu... Kolay değildi elbet 1,5 aydır müthiş bir iç sıkıntısı yaşıyordu hepsi...

Yeniler bir tarafa ama bizim müzmin yedeklerin hâli ne olacak ? Boral, Bekir, Uğur, Stoch... Bu oyunculardan bu sene mutlaka daha fazla verim almamız lazım bu transfer güdüklüğünde... Özellikle solbek alternatifsizliği bu senede yüzümüze çarpacak. Vederson'dan sonra hâlâ bir solbek alternatifi yok Santos'un...

Neyse, adı hazırlık da olsa güzel ve anlamlı bir galibiyet oldu bu maç.

Şimdi önümüze bakma zamanı. Artık futbol konuşsun...Özledik...