12 Nisan 2013

Acı yoksa zafer de yok...



 Aykut Kocaman ve öğrencileri 106 yıllık kulüpte üstelik 3 Temmuz gibi ağır bir travmadan dirilip yeni bir tarih yazıyorlarsa tüm Fenerbahçe’lilerin de ayağa kalkıp sonuna kadar alkışlamaları lazım hocalarını…

Aykut Kocaman’ın oyuncu tercihleri, oyunu okuyup okumaması, yıldızları yönetemediği vs vs hepsi konuşuldu durdu sezon boyunca. Yetmedi hocayı istifaya sürükleyen binlercesi oldu Kadıköy’de. Yetmedi önce Aziz Başkan’ın sonra Aykut Hoca’nın gitmesi için Fenerbahçe’sinin yenilmesini isteyen tuhaf Fenerbahçeliler oldu…

Topuk Yaylası geliyor önce gözümün önüne. Selçuk Şahin’in akan gözyaşları ile boğazına düğümlenen sözcükleri… Silivri, Çağlayan günleri, Kadıköy Mitingi. Kadın ve Çocuklarla geçen o müthiş maçlar. Birer birer yuvadan kopan futbolcular. Para sayarken yakalandı diye atılabilecek en büyük çamurla kaçırdığımız müthiş ayaklar. Başkan’a yapılan hain muamelelerle geçen günler. Yönetim’in başkan çıkar çıkmaz ortadan kaybolması…

Hepsine direnen Kocaman bir adam… Teknik adamlığın çok ötesinde bu kulübe sahip çıkıp tüm camiayı 3 Temmuz’da ayakta tutmayı başaran bu adam, yeniden Fenerbahçe’yi 3 kulvarda yarışta tutan bu adam çoğunun beğenmeyip burun kıvırdığı oyun anlayışıyla sabırla oyuncularına öğrettiği bu anlayışla Avrupa’nın son dördüne kalmayı başardı…

Teşekkürler Aykut Hoca’m… Takımına bizden daha fazla inandığın ve oyuncularını da buna inandırdığın için ve bize bir Tarih’e tanıklık etme şansı verdiğin için…

Söylenecek çok şey var. Ama mutluluk bastırıyor kelimeleri.

Fenerbahçe dün Roma’nın büyülü stadında nasıl oynaması gerekiyorsa o denli kontrollü dinamik ve konsantre vaziyette oyuna çıktı. Bütün ilk 45’de oyunun hakimi Lazio gibi gözükse de pozisyon bulamayan Romalılar devamlı uzaktan şutlarla kaleyi denediler. İlk 45 hepimiz için rahat geçti.

Oyuncuların hepsinin gözünde biz bu maçı alacağız inancı gözüküyordu. Öyle ki, Volkan bile sezonu bu maçta açtı belki. O eski Volkan’ı bize izletti…

Roma’da evinde Lazio gibi takımdan gol yemek sürpriz değil, anlaşılabilirdi. Fakat istediği anda da golü bulmasını bildi Fenerbahçe. Üstelik çok adamlı tek paslı harika bir atak organizasyonu ile…

Artık söylenecek bir şey yok. Finali istiyoruz. Aykut Kocaman bize sabrı öğretti ve öğretmeye devam ediyor. Ve bu sabır Fenerbahçe’yi Final’e taşıyor…

Belki acı çekerek ulaşıyoruz ama olsun.
Acı yoksa zafer de yok…
https://twitter.com/ahmetceliksungu

11 Mart 2013

Fenerbahçe antrenör takımı olma yolunda




Hafta içindeki Plzen zaferinin coşkusu ve liderin puan kaybı tribünlerin dolmasını sağlamıştı. Bu sefer misafir taraftarlarca da doluydu. Maç, yeşil beyazlı tribünlerin maytapları ve onlarca meşaleleriyle birlikte başladı. Daha tribünlerdeki maytaplar susmadan ve ne olduğunu biz anlamadan bu sezon görmeye alıştığımız senaryoyla başlamıştı maç ve Fener gene 1-0 mağluptu…

Fakat golün şoku hemen atlatılmış ve özellikle Emre’yle birlikte topun hâkimiyeti ele alınmış ve ardı ardına pozisyonlar yakalanmaya başlamıştı. Bu sezonun başarıyla bitmesi halinde belki de en önemli hamle Emre’nin devre arası tekrar takıma kazandırılması olacaktır. Takımın gerçek bir beyni ve lideri olarak görev yapıyor. Attığı gol sadece usta işi değil, hayranlık duyulacak bir zekâ pırıltısıydı adeta. Golden sonra sakatlanıp çıkması klasik bir Fenerbahçe talihsizliğiydi. Yerine Topal girdi girmesine ama kesinlikle Topal’ın bir Emre olmadığını da bize net olarak gösterdi. Topal’ın hiçbir hücum organizasyonun içinde olmadığı, olamayacağı net olarak anlaşıldı. Bu değişiklikte benim gönlümden Salih geçiyordu ama olmadı tabi.

İlk yarı akılda kalan Kuyt’un direkten dönen topu, Sow’un kaleciye nişanladığı top ve Bursa’nın 45 de yarattığı tehlikeler oldu.

Gökhan ve Webo’nun yokluğunda Semih ve Topuz’a görev vermişti Kocaman. Topuz oynadığı bölgede Gökhan kadar etkili olamasa da yerini yadırgamadan oynadı. Fena da değildi. En azından Orhan Şam’dan etkili olacağında hem fikirdik hocayla. Semih ise beni kesinlikle hayal kırıklığına uğrattı. Kendisinden beklenen Webo performansının dörtte birini sahaya koyamadı. Aldığı bütün topları ezdi ve çok güçsüz gözüktü. İlk 11 çıkmasını ne kadar doğru bulmuş olsam da ikinci yarının başında kenara alınmamasını da çok yadırgadım.

Fenerbahçe 3 gün önce Plzen deplasmanından dönmesine rağmen sezon içindeki en çok koştuğu maçını oynadı. Bunda şüphesiz Kuyt’ın bitmek tükenmek bilmeyen enerjisinin yanı sıra, geldiğinden beri en efektif oyununu oynayan Meireles’in ve sol kanatta Fenerbahçe’nin yeni Gökhan Gönül’ü dediğim Hasan Ali’nin emekleri vardı. İleride Sow’un hareketli oyununa ise hiçbir Bursalının çare bulamadığının altını çizmek gerek.

Gecenin Fenerbahçe adına kare ası ; Hasan Ali, Kuyt,Emre ve Sow oldular. Fakat Kuyt için bir parantez açmak şart. Adam Duracell falan değil, bildiğin enerji santrali. Hiç durmadan koşuyor. Saraçoğlu’nda çubuklu’nun içinde böyle bir futbolcuyu izlemekten gurur duyuyorum.

Cristian ve Semih ise gecenin hayal kırıklığı yaşatan oyuncularıydı… Aykut Kocaman’ın Cristian’ı nüfusuna kaydettirecek kadar çok sevdiğine de olan inancım tamdır. Yoksa bu kadar tahammül inanılmaz. Başka türlü açıklayamıyorum.

Fenerbahçe sezon başı Aykut Kocaman’ın sözünü ettiği antrenör takımı olma yolunda hızla ilerliyor. Son haftalara baktığımızda tartışmasız Türkiye’nin en iyi ve en uyumlu top oynayan takımı görüntüsünde.   Bunda sezon arasında yapılan transferlerin de payı çok kuşkusuz. Bu transferlerin takıma katkısı ise inanılmaz. Devre arası transferlerinde bu kadar uyum ve sonuç almak hiç kolay değildir.

Fenerbahçe’yi bırak, belki de Türkiye’de bu kadar ağır bir baskı altında Aykut Kocaman kadar takım yönetmiş hoca yoktur. Çok zor bir dönemde ateşten gömlek giydi. Sadece takımını fırtınadan çıkartmayı değil, camiayı da bütünleştirmeyi başardı 3 temmuz sürecinde. Şimdi artık biraz da iade-i itibar zamanıdır hoca için.

Sonuç olarak Fenerbahçe sezonun boyu kısaldıkça futbolunu büyütmeyi başarıyor. Bu disiplin, bu konsantrasyon bozulmazsa tahminlerin ötesinde çok daha iyi bir son bekleyebilir bizleri…



24 Şubat 2013

Komutan böyle Emre'tti


 Önce Trabzon’da sükseli galibiyet sonra Avrupa’da tur gelince Saracoğlu tribünleri coşkuyla dolmuştu. Bu coşkunun sahdaki çubuklulara da sirayet ettiği belliydi ama gel gör ki, sanırım 13-14.kez mağlup duruma düşmüştü Fenerbahçe. Bundan sonra çevirmek için yine çok ama çok uğraşması gerekecekti takımın. Öyle de oldu zaten. Aykut Hoca devamlı yorgun dediği takımında Sow ve Christian’ı dışarıda Salih’i ise Kadıköy’den de dışarıda bırakıp Topal Meireles Stoch gibi oyuncularına forma vermişti. Maçtan önce attığım bir twitte maç sonu kadronun konuşulmayacağı bir sonuç olmasını isterim demiştim ama bu mümkün olmadı. İkinci yarı kimi oyundan aldıysa Hoca onlar bu akşamın zayıf halkalarıydı çok net… Bu yüzden birçok kişi hocanın tercihini sorgulamıştı…

Dakika 1 gol 1 başlasa da Fenerbahçe, aslında son dönemlerde arttırdığı vites çok bariz şekilde gözüküyordu. Evet, ikinci yarıya göre ilk yarı kötüydü ama yediği gole rağmen yine de coşkusunu ve arzusunu hiç kaybetmedi. Önemli olan da tribünleri bu maçı çevireceğine de ikna etmeye çalışmaları oldu oyuncuların. Bunların başında da gecenin kahramanı Emre geliyor şüphesiz. Çok tesadüf bir transfer sürprizi olan Emre, Fenerbahçe’nin saha içinde kaybetmek üzere olduğu ruhu geri döndürmeyi her maç başarıyor. Bu gece neredeyse kaçıncı tekrarı yapacağız ama neredeyse hayatının maçını oynadı desek abartmayız herhalde. Hem defansta hem ofansta koşuyor, koşturuyor, pas dağıtıyor, mücadele ediyor ve tüm bunlar yetmiyor bizler Emre yoruldu bitti derken o 90.dakikada topu alıp penaltı noktasını dikiyor ve soğukkanlılıkla ve Alexvari bir vuruşla takımına zaferi getiriyor… Kimbilir kaç kişi Emre topun başına geçtiğinde “çok yoruldu atmasın” demiştir. Kolay değil, helal olsun. Bu gece Emre’nin oynadığı futbola şapka çıkartmak yetmez bir de önünde saygıyla eğilmek lazım… Transfer etmeyi kim akıl ettiyse ona da saygılar selamlar…


Bu kadar eleştirdiğimiz Aykut Hoca ise takımı toparlayıp tribünleri de tekrar birleştirmek üzere mesajlar veriyor. Takımı çok zor fikstürden başarılı şekilde geçiriyor. Rotasyon yapmaya çalışsa da kulübedekiler ihanet ediyor ama o inat etmeyip doğru zamanda doğru müdahalelerle maçları alıyor.  Takım geçen hafta yazdığım gibi ritmini buluyor. Sow ile Webo’nun ayrılmaz bir ikili olduğu her maç gözüküyor. Webo’nun da transferi Fenerbahçe tarihine  “unutulmaz devre arası transferleri” olacak şekilde geçecek galiba. Yine çok çalışkandı ve kritik bir gole imzasını attı. Sow için söylenecek tek şey ise Allah nazardan saklasın. Gökhan ise yine gecenin çift ciğerli kişisiydi. İstanbul metrobüsleri gibi gitti geldi durmadan 90 dakika sağ kanattan…

Maçın hakeminin bu maçı kaldırdığı söylenemez. 1.dakikada o penaltıyı çalması ne kadar cesurca olsa da, keşke verdiği o kararın altında ezilmeden ve tribünlerden etkilenmeden ve daha da önemlisi etkilenmediğini ispatlamaya çalıştıkça daha da çığırından çıkarmadan bu maçı yönetebilseydi. Yönetemedi. Yönetemeyince de Türkiye liglerinde kolay kolay görmediğimiz ve göremeyeceğimiz bir penaltıyı üfleyiverdi. Canım Lugano’yu yıllarca al aşağı ettiler bir tane hakem çal(a)madı böyle penaltı…

Son söz; eğer bir rakip kaleci kalesini bırakıp bizim kaleye gol atmaya gidiyorsa bil ki ekinler yeşermiş, şampiyonluk da geliyor demektir. Bundan sonrasını savcılar düşünsün…



17 Şubat 2013

Fenerbahçe ritmini ve havasını buluyor




3 gün önce eksi 5 derecede 10 kişi ile 90 dakika mücadele edip böylesi bir deplasmanda 90 dakikayı gol yemeden ve bu kadar diri bitirmesi galibiyet kadar önemliydi Fenerbahçe için. Bu sezon ilk defa üst üste 3 maçı gol yemeden tamamladılar.

Sezonun ikinci yarısına önde Sow - Webo ikilisinin yanına çift ciğerli dinamik Hollandalı ile başlanınca ve arkada Emre yeniden takıma hayat verince, yavaş yavaş ritmini ve temposunu bulmaya başladı Fenerbahçe.
3 hafta önce bu kritik ve zorlu deplasmanlarda bu kadar rahat oynanacağını kimse düşünmezdi. Ama Mersin Bate ve Trabzondan 7 puan ve avantajla dönmek başarılı bir sonuç. Fakat sonuçtan daha ziyade görülüyor ki, Fenerbahçe takım olma yolunda her hafta üstüne koyuyor. Perşembe günü o kadar güç sarf edip bu gece tekrar yüksek top yüzdesiyle oynayıp dar alanda bu kadar kısa paslaşmalar yapmak hiç kolay değildi… Burada altı çizilecek adam başta Emre Belözoğlu. İspanya’dan sonra sanki daha da rahatlamış. Hem fiziken hem mental olarak maçtan hiç kopmuyor. Bu gece Fenerbahçe maçı 500 pasla bitirdiyse neredeyse 200 tanesi onun ayağından geliverdi. Orta alanda ona eşlik eden diğer isim ise geldiğinden beri en verimli maçını oynayan Mehmet Topal oldu maçta. Bu akşam gerçekten örümcek adam rolündeydi. Yetişemediğine de ağını atıverdi durdu.

Aslında maça Trabzon arkasındaki seyirci desteğiyle hızlı başlamıştı ama genelde Fenerbahçe’nin başına gelen talihsiz gol yeme hastalığı bu sefer Trabzonspor’a geçmişti. Keza 2.gol de, Trabzon’un gol mü değil mi tartışmaları yapılan vuruşu da hepsi Trabzonspor’un talihsizlikleriydi. Bu kadar talihsizliğin aynı anda Fenerbahçe maçına denk gelmesinin de bir ilahi açıklaması vardır elbet. 1,5 yıldır futboldan daha çok Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’nin müzesindeki kupa’ya takanlar için normal sayılması gereken bir sonuç olmalı bence. Bu kadar Fenerbahçe’linin ahını almış olmak kolay değil.

Fenerbahçe’de öne çıkan isimleri sayarken Emre ve Topal’dan sonra kesinlikle Kuyt ve Gökhan’ı da eklemek gerekir. Kuyt uzun zamandır üzerine yapışan durgunluktan formsuzluktan kurtulmuş gibiydi bugün. Gökhan ise en rahat maçlarından birini oynadı. Sağ taraftan devamlı geldi. Attığı gol ise klâsına çok yakıştı. Cristian ise yine attığı gol ve Gökhan’a asisti ile bir 10 maç falan yerini garantiledi…

Sonuç olarak Fenerbahçe yine Avni Aker’den taş yiyip gol atarak ayrıldı ve şampiyonluk yarışına devam mesajı verdi. 

Şimdi Perşembe gecesi Avrupa’ya devam deme sırasında…

https://twitter.com/ahmetceliksungu

24 Ocak 2013

Saracoğlu'nda geleceğe düşülen not:Salih Uçan



 Futbol o kadar ilginç bir oyun ki, sahada dünyanın bildiği milyon avroluk yıldızları dururken siz bazen gencecik bir çocuğun heyecanıyla birlikte yaşarsınız coşkunuzu… Onunla birlikte çarpar yüreğiniz… Gözünüzden sakınır, dilinizi ısırır, kulak memenizi çekip tahtaya üç kez vurmak zorunda kalırsınız kendinizi… Bizi bu denli heyecanlandıran bu genç adam bu gece Salih Uçan’dan başkası değildi… Hafta sonu Fenerbahçe saha içi liderini arıyor diye yazmıştım ama bu genç adam şimdi olmasa da, birkaç zaman sonra saha içi lideriniz benim dercesine oynadı bu gece. Ön tarafta devamlı hareket halindeydi. İnce bileklerini her top alışında gösterdi. Soğukkanlılıkla attığı milimetrik  paslar ve hep ileriye oynama isteğiyle ve sahadaki duruşuyla bize aynı zamanda Oğuz Çetin’i de anımsattı. Umarım ileride Oğuz Çetin gibi bu takımın bir maestrosu olur… Salih bu gece takımın en öne çıkan ismi oldu kuşkusuz. Fransa’da Belhanda’ya dünyaları saymaya hazırken eldeki Salih Uçan’dan Belhanda’yı yaratmak hiç de zor değil aslında. Salih’e üst üste forma veren Aykut Kocaman’a da teşekkürler. Salih bugün geleceğe düşülmüş bir not gibi yazıldı Saracoğlu’nun çimlerine…

Hafta içi olması ve geçen maçtaki puan kaybına rağmen Tribünler beklediğimden daha doluydu. Bende iyi ki gitmiştim maça. Güzel ve keyifli bir gece oldu. Salih’i canlı seyretmek, Semih’in yeniden doğuşuna şahit olmak, 1 yıl sonra ilk penaltıyı görebilmek, yine yeni bir gencin (Beykan) ilk golüne tanıklık etmek keyifliydi. Tribünler biraz da olsa gerilimlerini boşalttılar bu galibiyetle. Takım şayet konsantre olursa, rakip seçmeyip disiplinden taviz vermezse, yardımlaşmayı arttırıp önde basmayı ve alan daraltmayı başarırsa işinin çok daha iyi olacağını biliyor… Geçen maç belli ki, biraz utanmışlardı. Bu yüzden maça da önde baskı ile başladılar. Bu maçta en çok gördüğümüz de buydu. Yine organize atak geliştirmede zorlansa da, topun daha fazla kendisinde kalmasını sağladı ve pas yüzdesini bu sefer rakip alanda daha fazla arttırdı. Üstelik bunu yaparken, Meireles’in ve Salih’in kadroda olmalarının da etkisi büyüktü. İstatistiklerde dikine pas veya ileriye pas analizi var mı bilmiyorum ama bu maçta bu istatistiğin mutlaka daha fazla çıkacağına inanıyorum.

Bunun haricinde Semih’in yeniden kıpırdamaya başladığını ve coşkusunu yeniden kazandığını görmek çok güzel. Kim ne derse desin Semih hep genç’tir genç kalacaktır. Onun tecrübesi, oyun anlayışı ve fırsatçılığı Sow’un yükünü alma konusunda çok fayda sağlayacaktır takıma. Bugün de çok çalıştı ve karşılığını biri penaltıdan diğeri oldukça tuhaf 2 golle aldı. Sow’la uyumunu arttırdığında takımın gol yüzdesi de artacaktır.
Geride Bekir-Egemen ikilisi, Serdar-Egemen ikilisi şeklinde çıkılan maçlardan daha fazla güven verdiler. Bekir bu takımın net olarak 1.stoperi Bekir olarak gözüküyor. Meireles’in maç eksikliği sarı kart fazlalığı vardır. Hakem Meireles’e çok erken ve çok kolay kartını gösterdi. Fakat biz şaşırdık mı ? Elbette hayır. Muhtemelen Meireles sezon sonuna kadar bu kartlara alışsa iyi eder. Çünkü MHK’nin bu rezil tutumu ve ırkçı anlayış ile Meireles’i tüm hakemlere hedef göstermiştir. Kariyerinde ilk kırmızıyı burada alan Meireles’in muhtemelen ikinci kırmızıyı da burada alacağına inancım tamdır.

Sonuç olarak Fenerbahçe kupada doludizgin gidiyor. Umarım bu doludizgin benzetmesini lige de taşırlar.

20 Ocak 2013

Fenerbahçe oyun içi liderini arıyor




Maçtan önce ligin son haftasındaki o trajik Karabük maçının geride kaldığını ve yeni bir başlangıç yapmak için en uygun rakibin Elazığspor olduğunu düşünüyordum. Üstelik rakiplerin hepsi puan ve puanlar kaybetmişti… Saraçoğlu’na geldiğimizde Aykut Kocaman kadar taraftar da inanmıştı futbolcuların verdiği söze… Ama yılda 3-5 milyon avro’yu her şartta kazanan futbolcunun verdiği söze güvenilmeyeceğini ilk yarıdaki oyun ve 0-2’lik sonuçla içeri girdiğimizde anladık… Bir de biz ne zaman Galatasaray puan bıraktığında kazanmıştık ki…

Kuyt yine sol açıkta şaşkın oyuncuydu. Krasiç’ten ise her maç bir umut doğuruyoruz ama nafile. Sezon başı kamp yemeyen oyuncudan hayır gelmiyor işte. Geride Serdar maalesef bitik ve Fenerbahçe’nin stoperi olabilecek kapasiteden çok uzakta ve kırılgan. Sürat ise hiç yok. Kalede Volkan eski görüntüsünün yanına bile yaklaşamamış. Karabük maçında ne kadar kötüyse yine öyleydi. Sakatsan oynamayacaksın işte o kadar. Devre arasındaki tüm maçlarda Mert başarıyla oynadı bırak o devam etsin senin sakatlığın geçene kadar. Ya da konsantrasyonunu toplayana kadar. Yediği iki gol de Volkan’ın klâsına yakışmayacak gollerdi.
Fenerbahçe’nin saha içi lideri olmadığı o kadar açık gözüküyor ki hep bir karmaşa hakim oyunda. Doğru düzgün bir atak anlayışı yok takımın. Oyuncular benim yerim burası değil diye bas bas bağırıyor. Christian’ın Alex gibi oynamaya çalıştığı ve hiçbir şey yapamadığı bu kaçıncı maç oldu ben bilmiyorum.  Aykut Hoca bakıyor olmuyor takım geriye düşünce Christian’I tekrar geriye çekiyor.  Kuyt yine solda ve niye solda bunu da bilmiyorum.  Kuyt’ın bu alanda verimsizliği çok açık, üstelik formunda da düşüş var. Ama nedense o da Baroni gibi asla kesik yemeyenlerden. Caner devşirme bek oynuyor ama takımda sol bek yok. Kaç sene geçti hâlâ sattığımız Vederson’un bile yerini dolduramıyoruz.

Hocasına gitme deyip söz verenler, koca ilk yarıyı çöpe attılar gene. Üstelik kaleye doğru düzgün şut bile çekemeden. Takımın üstüne bazen öyle bir gamsızlık çöküyor ki, ne rakibe ne hakeme ne de kendi oyunlarına bir isyan bir haykırış gösteremiyorlar.
İkinci yarı Semih ve Topuz hamlesi doğru bir hamle gibi gözüküyordu ve bu hamle oyunda baskıyı da beraberinde getirdi fakat Fenerbahçe yine akıldan yoksun oynuyordu. Hücumların etkisinin daha çok şişirmelerle ve panikle sonuç bulması bekleniyordu oyuncular tarafından.  

Fenerbahçe’nin Karabük maçından farkı, sadece ikinci yarıda ortaya koyduğu mücadeleydi. Çok pozisyon yaratıldı evet ama bu kadar cömert olmanın da şansla açıklaması pek mümkün değil.
Musa Sow’u ise kenara ayırmak lazım. Bu kadar yalnızlıktan, bu kadar üretimsizlikten elinde avucunda ne varsa ortaya döküyor ve kendine pozisyon çıkartıyor, gol atıyor, pas veriyor, gol kaçırıyor. Keşke yanında bir Musa Sow daha olsa.

Fenerbahçe bu maçı ilk yarıdaki oyun ve skorla kaybetseydi bu gece sezonu da kaybedecekti. Şimdi bu son biraz ertelenmiş gibi gözüküyor. Umarım futbolcular hâlen nasılsa 3 kulvarda da gidiyoruz demezler yine. Çünkü gittikleri yol çok kısaldı ve benzin ise bitmek üzere ve en küçük bir kıvılcımda taraftarlar patlayacak seviyede…

Son söz ise taraftarı aptal sanan yönetime; hep dediğim gibi 3 Temmuz’dan sonra Fenerbahçe’de yönetim ortadan kaybolmuştur. Halen de yoklar ortada.

Neyse, transferlerin 6 Ocak’ta biteceğini söyleyenler haftaya sağ bekte Orhan Şam’ı, Stoperde de Serdar Kesimal’ı doya doya seyretsinler…

16 Aralık 2012

Pozisyona girmeden maç kazanmak zor hocam.




Maçtan önce favori olan Galatasaray’dı. Galatasaray’ın neden favori olduğunu tek başına kendi performansıyla ilişkilendirmek çok doğru olmaz. Sonuç olarak bu akşam favori’nin de kötü oynayarak kazandığını gördük. Bunda Aykut Hoca’nın derbilerde,  özellikle de deplasmanlarda kazanmaktan daha çok temkinli futbol anlayışını ön plana çıkarması yatmaktaydı. Aykut Hoca yönetiminde çıktığımız hiçbir Galatasaray derbisinde baskılı, rakibi domine eden bir oyun ortaya koyamadık.

Bu ürkek anlayış takımın tamamına ister istemez sirayet ediyor. Hocaların karakteristik özellikleri takımlarına da yansırmış. Takımın oyunun hiçbir anında isyan etmeyişi, kendi oyunlarından performanslarından rahatsız olmayışları hocalarının oyun anlayışından kaynaklanıyormuş gibi bir izlenim bırakıyor bende. Bu kötü Galatasaray’dan puan alamamak, bırak puanı pozisyona bile girememek yetersiz bir hoca performansı olarak geçiyor Aykut Hoca’nın kariyerine…

Devre arasına 2-1 mağlup giderken Topal-Meireles-Christian üçlüsünün yetersizliği, vasatlığı ve kısırlığı o kadar net olarak gözüküyordu ki, yine de bir hamle yapma ihtiyacı hissetmedi. Üstelik bu üçlünün aynı anda sahada olduğu zamanlarda, yetersizliğini daha önceleride görmüş olmamıza rağmen. Meireles’e ise nasıl tahammül etti inanılması çok güç. Atılana kadar Portekizli, geldiğinden beri en kötü oyununu oynuyordu.
Hoca, maçtan sonra kendisine yöneltilen “pozisyona girmekte zorlandığınızı düşünüyor musunuz ?” şeklindeki bir soruya “girmekten daha çok değerlendirmek önemli” gibisinden ters manyel bir cevap verdi. Sonrasında ise “son derece güçlü bir Fenerbahçe” olduğunu söyledi ancak bu gücü bu maçta hiç göremedik biz. Bu kadar güçlü bir Fenerbahçe, rakibinin bu kadar kötü oynadığı bir akşamda pozisyona bile girmeden maçı tamamlıyorsa herkes şapkasını önüne alıp hatalarını sorgulamalıdır. Bu maçın dışında da gerçekten Fenerbahçe az pozisyona girebilen bir takım. Özellikle Alex’den sonra bu oran ciddi şekilde düşmekte. 

Hoca’nın ısrarla Baroni’den Alex yaratma sevdası hem bu oyuncuyu hem de takımı bitirmekte.
Hakemi konuşamadık. Evet hakem tam bir felaketti. Maçtan önce medyanın bilinçli şekilde Galatasaray’da Halis Özkahya korkusu, şoku vb.şeklindeki baskıları ve gösterileri meyvesini verdi ve maç boyunca hakem standartları tutturamadığı gibi bütün takdir haklarını ev sahibinden yana kullandı.

Her iki takımda da öne çıkan bir oyuncu yoktu. Derbi, adına yakışan bir görüntü sunamadı bizlere. Selçuk’un frikiği başarılıydı ama Volkan’ın kapattığı köşeden yediği bu golde kaleci hatası ön plandaydı. Fenerbahçe’de ise Hasan Ali, sezon performansının ödülünü gerçek Fener’li olarak aldı.

Sonuç olarak bir derbiyi daha kaybetti Fenerbahçe. Galatasaray’a karşı psikolojik üstünlük maalesef bitiyor. Umarım teknik heyet bunun farkına varır ve Kadıköy’deki serinin son bulmasına sebep olmadan çözümleri de yaratabilirler…